TCK MADDE 4 (GEREKÇESİ VE GÜNCEL AÇIKLAMASI)

Kanunun bağlayıcılığı

Madde 4- (1) Ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz.


MADDE GEREKÇESİ

Madde 4- Tasarıda, kişinin bir fiilin hukuk düzenince yasaklandı­ğına ilişkin kaçınılamayacak hatası dikkate alınmamaktaydı. Anayasamızda güvence altına alınan kusur ilkesiyle açık biçimde çelişen bu durumun dü­zeltilmesi zorunluluğu nedeniyle maddeye ikinci fıkra eklenmiştir.

Bu hükümle, kişinin işlediği fiilden dolayı kusurlu ve sorumlu tutula­bilmesi için, bu fiilin bir haksızlık oluşturduğunu bilmesi gerektiği vurgu­lanmıştır. Buna göre, kişi, işlediği fiilin hukuken kabul görmez bir davranış olduğunun bilincinde olmalıdır. Ancak, işlenen fiilin kanunlarda suç olarak tanımlanmış olduğunu bilmek gerekmez.

İşlenen fiilin hukuken kabul görmez bir davranış oluşturduğu husu­sundaki hatanın kaçınılamaz olması hâlinde, kişi kusurlu sayılamaz. Hatanın kaçınılamaz olduğunun belirlenmesinde ise, kişinin bilgi düzeyi, gördüğü eğitim, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre koşulları göz önünde bu­lundurulur.

Hatanın kaçınılabilir olması durumunda kişi kusurlu sayılacak ve bu husus, temel cezanın belirlenmesinde göz önünde bulundurulacaktır.


AVUKATIN NOTU

eza hukukunda sıkça duyulan ama çoğu zaman yanlış anlaşılan bir ifade vardır: “Kanunu bilmiyordum.” Türk Ceza Kanununun 4. maddesi, bu savunmanın ceza hukuku bakımından ne ifade ettiğini açık ve net bir biçimde ortaya koyar. Madde son derece kısa olsa da, uygulamadaki etkisi ve kapsamı oldukça geniştir.

TCK m.4’e göre, ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz. Yani bir kişinin, işlediği fiilin kanunlarda suç olarak düzenlendiğini bilmediğini ileri sürmesi, tek başına onu ceza sorumluluğundan kurtarmaz. Bu ilke, ceza hukukunun temel işleyişini ayakta tutan zorunlu bir kabuldür. Aksi hâlde, herkesin “haberim yoktu” savunmasına sığınmasıyla ceza hukuku işlevsiz hâle gelir.

Burada önemli olan nokta şudur: Ceza hukuku, herkesin kanun maddelerini ezbere bilmesini beklemez. Hiç kimseden Türk Ceza Kanununu baştan sona okumuş olması istenmez. Ancak toplum içinde yaşayan bireyin, bazı davranışların hukuken kabul edilemez olduğunu bilmesi beklenir. Öldürmenin, yaralamanın, hırsızlık yapmanın ya da başkasının hakkına zarar vermenin yanlış olduğunu bilmemek, hayatın olağan akışına aykırıdır.

Maddenin gerekçesi incelendiğinde, kusur ilkesiyle olan bağlantı açıkça görülür. Ceza hukukunda bir kişiye ceza verilebilmesi için yalnızca fiilin işlenmiş olması yeterli değildir; kişinin kusurlu olması da gerekir. Kusur ise, kişinin yaptığı davranışın haksızlık oluşturduğunun bilincinde olmasını ifade eder. Bu bilinç, fiilin “kanunda hangi maddede suç olarak yazıldığını” bilmek anlamına gelmez. Önemli olan, yapılan davranışın hukuk düzeni tarafından kabul edilmediğini kavrayabilecek durumda olmaktır.

Ancak her durum bu kadar net değildir. Kanun koyucu, herkes için geçerli tek tip bir değerlendirme yapmanın adil olmayacağını da kabul etmiştir. Bu nedenle gerekçede, “kaçınılamaz hata” kavramına özel bir yer verilmiştir. Eğer kişi, işlediği fiilin hukuken kabul görmez bir davranış olduğunu bilmemekte ve bu bilgisizlik kaçınılamaz nitelikteyse, kusurlu sayılamaz. Böyle bir durumda, kişiye ceza verilmesi ceza hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşmaz.

Kaçınılamaz hatanın var olup olmadığı belirlenirken, soyut ölçütler değil; kişinin somut durumu dikkate alınır. Kişinin eğitim düzeyi, bilgi birikimi, içinde bulunduğu sosyal ve kültürel çevre, hatta yaşadığı koşullar değerlendirilir. Aynı fiil, farklı kişiler bakımından farklı sonuçlar doğurabilir. Bu yönüyle TCK m.4, ceza hukukunda bireyselleştirilmiş değerlendirme anlayışının bir yansımasıdır.

Buna karşılık, kişinin düştüğü hatanın kaçınılabilir olması hâlinde, yani gerekli dikkat ve özeni göstermesi durumunda bu bilince ulaşabilecek durumda olduğu kabul edilirse, kişi kusurlu sayılır. Böyle bir durumda ceza sorumluluğu ortadan kalkmaz. Ancak bu husus, temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınır. Uygulamada bu, cezada indirim yapılması veya alt sınırdan uzaklaşılmaması şeklinde karşımıza çıkabilir.

Ceza kanunlarını bilmemek mazeret sayılmaz ilkesi, devletin cezalandırma yetkisini sınırsız hâle getiren bir düzenleme değildir. Aksine, bu ilke kusur ilkesiyle birlikte ele alındığında, hem hukuki güvenliği sağlar hem de adil sonuçlara ulaşılmasına imkân tanır. Ceza hukuku, bireyden imkânsızı talep etmez; ancak herkesin makul bir hukuk bilinciyle hareket etmesini bekler. TCK m.4, bu dengeyi kuran temel hükümlerden biridir.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir