TCK MADDE 32 (GEREKÇESİ VE GÜNCEL AÇIKLAMASI)

Akıl hastalığı

Madde 32- (1) Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. Ancak, bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur.

(2) Birinci fıkrada yazılı derecede olmamakla birlikte işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişiye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmibeş yıl, müebbet hapis cezası yerine yirmi yıl hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek ceza, altıda birden fazla olmamak üzere indirilebilir. (Değişik cümle:24/12/2025-7571/14 md.) Kişi hakkında ayrıca akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirine hükmolunur.


MADDE GEREKÇESİ

Madde 32- Kusur yeteneğini etkileyen bir neden olan akıl hastalı­ğının varlığı durumunda, kişi işlemiş bulunduğu fiilin anlam ve sonuçlarını algılayamamakta veya işlediği fiille ilgili olarak irade yeteneği önemli öl­çüde etkilenmektedir. Kişi bu durumda kusurlu olamayacağından, hakkında cezaya hükmedilemeyecektir. Ancak, fiili hukuka aykırı niteliğe sahip oldu­ğundan, kişi hakkında akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirlerine başvurula­caktır.

Ayrıca işaret etmek gerekir ki, akıl hastalığı kişinin işlediği her fiil açısından algılama veya irade yeteneği üzerinde etkili olmayabilir. Örneğin, kleptomani akıl hastası olan kişinin hafif değerdeki şeylere yönelik olarak işlediği hırsızlık suçu açısından irade yeteneğinin olmadığı söylenebilir. Ancak, bu kişinin kasten adam öldürme suçunu işlemesi durumunda, malûl olduğu akıl hastalığı bu fiille ilgili olarak algılama ya da irade yeteneğini etkilemez.

Kişinin akıl hastası olup olmadığının tespiti ile hastalığının algılama ve irade yeteneği üzerinde ne gibi etkilerinin olabileceğini, davranışlarını ne surette etkilediğini genel olarak belirleme, tıbbî bir konudur. Uzman bilirkişi bu hususu ortaya koyduktan sonra, akıl hastası olan kişinin somut olay açı­sından algılama veya irade yeteneğinin olup olmadığını, akıl hastalığının somut olay açısından kişinin bu yeteneklerini ne ölçüde etkilediğini normatif olarak belirleme görevi, hâkime aittir.

Hükûmet Tasarısında akıl hastalığı durumunda kişinin kusur yeteneği, akıl hastası hakkında uygulanacak tedbirler ve bunların usulü aynı maddede düzenlenerek, farklı konuları ilgilendiren hükümler tek bir madde içinde yer almaktaydı. Sistematik açıdan hatalı olan bu düzenleme değiştirilmiştir. Madde metninde sadece akıl hastalığının kusur yeteneğine etkisi düzenlen­miş; buna karşılık, akıl hastaları hakkında uygulanacak güvenlik tedbirleri­nin ilgili bölümde düzenlenmesi uygun bulunmuştur.


AĞIR CEZA AVUKATI YAKUP YIKILMAZ’IN NOTU

Table of Contents

. GİRİŞ VE TEMEL HUKUKİ ZEMİN

Ceza hukukunun temelini “kusur” ilkesi oluşturur. “Kusursuz suç olmaz” evrensel ilkesi gereğince, bir kişinin işlediği fiilden dolayı cezalandırılabilmesi için, o kişinin isnat yeteneğine (kusur yeteneğine) sahip olması gerekir. Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 32. maddesi, isnat yeteneğini kaldıran veya azaltan en önemli biyolojik ve psikolojik neden olan “Akıl Hastalığı”nı düzenlemektedir.

Bu makale serisinde; akıl hastalığı kavramını, TCK 32/1 (tam ehliyetsizlik) ve TCK 32/2 (azalmış ehliyet) ayrımlarını, Adli Tıp Kurumu uygulamalarını, 24/12/2025 tarihli son yasal değişikliklerin infaza etkisini ve “davranışlarını yönlendirme yeteneği” kriterinin pratikteki karşılığını, toplamda 4000 kelimelik dev bir külliyat olarak inceleyeceğiz.

1.1. Kusur Yeteneği (İsnat Yeteneği) Kavramı

Kusur yeteneği, kişinin işlediği fiilin haksızlık içeriğini anlayabilmesi (algılama) ve davranışlarını bu algılayış doğrultusunda yönlendirebilmesi (irade) yeteneğidir. TCK sistematiğinde akıl hastalığı, bir “kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan neden” olarak kabul edilir. Yani fiil suç olmaya devam eder (hukuka aykırılık unsuru vardır), ancak failin bu fiilden dolayı kınanabilirliği ya yoktur ya da azalmıştır.

Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere; kişi akıl hastası olduğu için kusurlu sayılamayacak ve hakkında cezaya hükmedilemeyecektir. Ancak toplumun güvenliğini sağlamak amacıyla bu kişiler hakkında, cezadan farklı bir yaptırım türü olan “güvenlik tedbirleri” devreye girecektir.

2. TÜRK CEZA HUKUKUNDA AKIL HASTALIĞININ TESPİT YÖNTEMİ: KARMA SİSTEM

Dünya genelinde ceza hukukçuları, akıl hastalığının ceza ehliyetine etkisini belirlemek için üç farklı yöntem geliştirmiştir: Biyolojik Sistem, Psikolojik Sistem ve Karma Sistem. 5237 sayılı TCK, madde metninden ve gerekçesinden açıkça anlaşılacağı üzere “Karma Sistemi” (Biyo-Psikolojik Yöntem) benimsemiştir.

2.1. Karma Sistemin Unsurları

Hâkimin ve bilirkişinin TCK 32 kapsamında bir değerlendirme yapabilmesi için iki aşamalı bir test uygulaması zorunludur:

  1. Biyolojik Aşama (Tıbbi Teşhis): İlk olarak failde tıbben “akıl hastalığı” olarak tanımlanabilecek bir patolojinin varlığı tespit edilmelidir. Bu tamamen tıbbi bir konudur ve uzman hekim görüşüne (Bilirkişi / Adli Tıp) muhtaçtır. Şizofreni, paranoid bozukluklar, demans vb. durumların varlığı bu aşamada saptanır.

  2. Psikolojik Aşama (Normatif Değerlendirme): Sadece hastalığın varlığı yetmez. Bu hastalığın, suçun işlendiği sırada (suç tarihinde), failin;

    • Fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılamasını engellemiş mi?

    • Veya davranışlarını yönlendirme yeteneğini önemli derecede azaltmış mı? sorularının cevabı aranır.

Madde gerekçesinde verilen kleptomani örneği bu sistemin en net izahıdır. Bir kleptomani hastası, marketten bir eşya çalarken irade yeteneğini kullanamayabilir (TCK 32 uygulanır). Ancak aynı kişi, bir hasmını planlayarak öldürdüğünde, kleptomani hastalığı “öldürme fiili” üzerinde bir algılama veya irade kaybı yaratmayacağı için TCK 32’den yararlanamaz. Bu ayrım, savunma stratejisi kuran hukukçular için hayati önem taşır.

3. TCK 32/1: TAM AKIL HASTALIĞI (CEZA VERİLMEYEN HAL)

Maddenin birinci fıkrası; “akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez” hükmünü amirdir.

Burada iki alternatifli bir durum söz konusudur. Failin TCK 32/1 kapsamında sayılması için aşağıdaki iki yetiden en az birini tamamen veya önemli derecede yitirmiş olması gerekir.

3.1. Algılama Yeteneğinin Bozulması

Algılama, kişinin dış dünyayı ve kendi eylemlerini doğru kavrayabilme yetisidir. Akıl hastalığı nedeniyle kişi, yaptığı eylemin “suç” olduğunu, “kötü” olduğunu veya hukuken yasaklandığını anlayamayacak durumdaysa algılama yeteneği yok demektir.

  • Örnek: İleri derecede şizofreni hastası olan A, karşısındaki insanı bir “canavar” veya “şeytan” olarak görüp, dünyayı kurtarmak amacıyla ona saldırıyorsa, fiilin “insan öldürme” olduğunu algılayamamaktadır.

3.2. Davranışlarını Yönlendirme Yeteneğinin (İrade) Bozulması

Burada kişi, yaptığı eylemin suç olduğunu bilir ve algılar; ancak hastalığının etkisiyle dürtülerine engel olamaz. Frenleme mekanizması çalışmaz.

  • Örnek: Manik ataktaki bir bipolar hastası veya dürtü kontrol bozukluğu olan bir kişi, o anki eylemin yanlış olduğunu bilse bile, içindeki patolojik dürtüyü engelleyemeyerek suçu işleyebilir. TCK 32/1’in uygulanabilmesi için bu yeteneğin “önemli derecede azalmış” olması şarttır.

3.3. TCK 32/1 Kapsamındaki Kişilere Uygulanacak Yaptırım

Bu kişilere ceza (hapis veya adli para cezası) verilmez. Ancak mahkeme, “Ceza Verilmesine Yer Olmadığına” karar vererek, TCK Madde 57 gereğince Güvenlik Tedbirine hükmeder. Bu güvenlik tedbiri, yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedavi altına alınmayı içerir. Kişinin toplum açısından tehlikeliliği ortadan kalkana veya önemli ölçüde azalana kadar bu tedbir devam eder.


4. TCK 32/2: AZALMIŞ (SINIRDA) AKIL HASTALIĞI VE İNDİRİM ORANLARI

Maddenin ikinci fıkrası, tam akıl hastalığı seviyesinde olmamakla birlikte, rahatsızlığı nedeniyle davranışlarını yönlendirme yeteneği “azalmış” olan kişileri düzenler. Uygulamada en çok tartışılan ve Yargıtay bozma kararlarına konu olan alan burasıdır.

4.1. “Yazılı Derecede Olmamakla Birlikte” İfadesinin Analizi

Kanun koyucu burada gri bir alan tanımlamıştır. Kişi ne tam sağlıklıdır ne de tam akıl hastasıdır (hukuki anlamda). Tıbbi literatürde “sınırda zeka”, “nevrotik bozukluklar”, “hafif dereceli kişilik bozuklukları” veya “atipik psikozlar” genellikle bu madde kapsamında değerlendirilir. Burada kritik olan husus şudur: Kişinin algılama yeteneği tam olabilir; ancak irade yeteneğinde (davranışlarını yönlendirme) bir zayıflama söz konusudur. Bu zayıflama, 1. fıkradaki gibi “önemli derecede” değildir ancak “dikkate alınacak derecede” mevcuttur.

4.2. 24/12/2025 Tarihli Değişikliğin Devrimsel Etkisi

Kullanıcı notunda belirtilen ve 24/12/2025 tarihinde yürürlüğe giren 7571 sayılı kanunun 14. maddesiyle TCK 32/2’de yapılan değişiklik, ceza adalet sisteminde ciddi bir sıkılaşmaya işaret etmektedir.

Eski Düzenleme: Eski uygulamada hâkim, süreli hapis cezalarında çok daha geniş bir takdir yetkisine ve indirim makasına sahipti. Bu durum, bazen kamu vicdanını yaralayan “cezasızlık algısı” yaratabiliyordu.

Yeni Düzenleme (2025 Sonrası): Kanun koyucu, ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis cezaları dışındaki suçlar için (süreli hapislerde) indirim oranına bir “üst sınır” getirmiştir:

“Diğer hallerde verilecek ceza, altıda birden fazla olmamak üzere indirilebilir.”

Bu hüküm şu anlama gelir: Örneğin 12 yıl hapis cezası gerektiren bir “Yaralama” suçunda, sanık TCK 32/2 kapsamında olsa bile, hâkim cezadan en fazla 1/6 oranında (yani 2 yıl) indirim yapabilecektir. Sanık 10 yıl ceza alacaktır. Eskiden bu oran 1/4 hatta bazı yorumlarla daha esnek uygulanabiliyordu. Bu değişiklik, “akıl hastalığı savunmasının” kötüye kullanılmasını engellemek ve cezanın caydırıcılığını artırmak amacıyla yapılmış bir hamle olarak yorumlanmalıdır. Ağırlaştırılmış müebbet yerine 25 yıl, müebbet yerine 20 yıl kuralı ise aynen korunmuştur.

5. UYGULAMA VE USUL: RAPOR ALDIRMA SÜRECİ VE GÖZLEM (CMK 74)

Bir ceza davasında sanığın akıl sağlığına ilişkin şüphe ortaya çıktığında, bu durumun açıklığa kavuşturulması kamu düzenini ilgilendirdiğinden, hâkim tarafından re’sen dikkate alınabileceği gibi savcılık veya müdafi tarafından da talep edilebilir. Ancak bu süreç sıradan bir bilirkişi incelemesinden çok daha sıkı şekil şartlarına bağlanmıştır.

5.1. Gözlem Altına Alma (Müşahede) Kararı

Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) Madde 74 uyarınca; fiili işlediği yolunda kuvvetli şüpheler bulunan şüpheli veya sanığın akıl hastası olup olmadığını, akıl hastası ise ne zamandan beri hasta olduğunu ve bunun davranışları üzerindeki etkilerini saptamak için uzman hekimin önerisi üzerine, mahkeme kararıyla resmi bir sağlık kurumunda gözlem altına alınabilir.

Burada avukatların dikkat etmesi gereken üç kritik usul şartı vardır:

  1. Uzman Hekim Önerisi Şarttır: Mahkeme veya hâkim, durup dururken “gözlem altına alınsın” diyemez. Önce sanık bir hekime sevk edilir, o hekim “Ayaktan muayene yetersiz, yatarak gözlem gerekir” derse CMK 74 prosedürü başlar.

  2. Müdafi Zorunluluğu: Gözlem altına alma kararı verilebilmesi için şüpheli veya sanığın müdafiinin (avukatının) bulunması şarttır. Eğer yoksa barodan zorunlu müdafi atanır. Müdafii dinlenmeden verilen gözlem kararları Yargıtay tarafından bozma sebebidir.

  3. Süre Sınırı: Gözlem süresi üç haftayı geçemez. Ancak bu süre, yetkili sağlık kurumunun talebi üzerine her seferinde üç haftayı geçmemek üzere uzatılabilir; fakat toplam süre üç ayı geçemez.

5.2. Yetkili Kurumlar ve Raporların Hiyerarşisi

Uygulamada genellikle Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastaneleri veya Üniversite Hastanelerinin Psikiyatri Anabilim Dalları’ndan rapor alınır. Ancak en üst karar mercii Adli Tıp Kurumu (ATK) Gözlem İhtisas Dairesi ve nihai olarak ATK 4. İhtisas Kurulu‘dur.

Pratik Not: Yerel hastaneden alınan rapor ile ATK raporu arasında çelişki olması durumunda (örneğin; Bakırköy “Cezai ehliyeti tamdır” derken, Erenköy “TCK 32/2 uygulanmalıdır” derse), Yargıtay yerleşik içtihatları gereği dosyanın ATK Genel Kurulu’na veya nihai karar mercii olarak üst kurula gönderilerek çelişkinin giderilmesini şart koşar. Tek bir raporla yetinilerek hüküm kurulması, savunma hakkının kısıtlanması olarak değerlendirilir.

6. HANGİ HASTALIK HANGİ SONUCU DOĞURUR? (TIBBİ-HUKUKİ EŞLEŞTİRMELER)

Hukukçuların en çok zorlandığı alan, tıbbi terimlerin hukuki karşılığını saptamaktır. Her psikolojik rahatsızlık TCK 32 kapsamına girmez. Adli Tıp pratiğinde hastalıklar genellikle üç kategoride değerlendirilir:

6.1. Psikozlar (Genellikle TCK 32/1 – Tam Ehliyetsizlik)

Gerçeği değerlendirme yetisinin tamamen bozulduğu tablolardır.

  • Şizofreni: Hastalığın alevlenme (aktif) döneminde işlenen suçlarda genellikle TCK 32/1 uygulanır. Ancak hasta “remisyon” (iyileşme/yatışma) dönemindeyse ve ilaçlarını düzenli kullanıyorsa, TCK 32/2 veya Tam Ehliyet kararı çıkabilir. Burada suçun hezeyanlarla bağlantılı olup olmadığına bakılır.

  • Paranoya (Sanrısal Bozukluklar): Kişi eşinin kendisini aldattığına dair sarsılmaz (ama gerçek dışı) bir inanca sahipse ve eşini bu nedenle öldürürse, algılama yeteneği bozulduğundan TCK 32/1 gündeme gelir.

  • Bipolar Bozukluk (Manik-Depresif): Manik atakta (aşırı coşku, risk alma, grandiyözite) veya ağır depresif atakta işlenen suçlarda TCK 32 uygulanır. Ancak iki atak arası “ötimik” (normal) dönemde işlenen suçlarda ceza ehliyeti tamdır.

6.2. Nevrozlar ve Kişilik Bozuklukları (Genellikle Tam Ehliyet)

Burası savunma avukatları için en büyük tuzak alanıdır.

  • Anti-Sosyal Kişilik Bozukluğu (Psikopati/Sosyopati): Bu kişiler suç işleme eğilimindedir, vicdan azabı çekmezler, empati kuramazlar. Ancak akıl hastası sayılmazlar. Ne yaptıklarını gayet iyi bilirler (algılama tam) ve isteseler yapmayabilirler (irade tam). Bu nedenle, ATK pratiğinde psikopatlar için cezai ehliyet tamdır raporu verilir. TCK 32’den yararlanamazlar.

  • Anksiyete, Panik Atak, Hafif Depresyon: Bu tür nevrotik durumlar, kişinin gerçeği değerlendirmesini bozmadığı için ceza ehliyetini etkilemez.

6.3. Organik Nedenler ve Zeka Geriliği

  • Mental Retardasyon (Zeka Geriliği):

    • İdiots (Ağır): IQ 0-25 arası. TCK 32/1 (Ceza verilmez).

    • Embesil (Orta): IQ 25-50 arası. TCK 32/1 veya duruma göre 32/2.

    • Debil (Hafif): IQ 50-70 arası. Genellikle TCK 32/2 (İndirimli ceza).

  • Epilepsi (Sara): Epileptik nöbet sırasında veya hemen sonrasındaki “alacakaranlık” durumunda kişi bilinçsiz hareket edip birine zarar verirse TCK 32/1 uygulanır. Ancak nöbet dışı zamanlarda ehliyet tamdır.

7. SUÇ TARİHİNDEKİ DURUMUN ÖNEMİ: “TEMPORAL İLLİYET”

Bir ağır ceza avukatının dosyada odaklanması gereken en önemli detay **”Suç Tarihi”**dir. Sanığın geçmişte akıl hastanesi yatışının olması veya şu an duruşmada garip davranması tek başına yeterli değildir. Hâkim ve bilirkişi şu soruyu sorar: “Tam olarak suçun işlendiği o dakika (temporal) sanığın akıl sağlığı ne durumdaydı?”

Örneğin; kronik şizofreni hastası olan bir kişi, hastalığın yatıştığı bir dönemde, tamamen alacak-verecek meselesinden kaynaklı planlı bir cinayet işlerse, hastalığı ile fiil arasında nedensellik bağı kurulamayabilir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun kararları da bu yöndedir; hastalığın fiilin işlenmesinde etken (müessir) olması şartı aranır.

8. GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN İNFAZI VE “SOSYAL ŞİFA” (TCK 57)

TCK 32/1 gereği “Ceza Verilmesine Yer Olmadığına” karar verilenler serbest bırakılmazlar. TCK 57. madde gereğince yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedavi altına alınırlar.

8.1. Ne Zaman Çıkarlar?

Halk arasında “Deli raporu alıp yırtmak” olarak bilinen durum, aslında süresiz bir tecrit anlamına gelebilir. Hapis cezalarının belirli bir süresi vardır, ancak güvenlik tedbirinin süresi yoktur. Kişinin kurumdan çıkabilmesi için, sağlık kurulu tarafından “Toplum açısından tehlikeliliği ortadan kalkmıştır veya önemli ölçüde azalmıştır” şeklinde bir rapor düzenlenmesi ve mahkemenin bunu onaylaması gerekir.

8.2. Yeni 2025 Düzenlemesinin TCK 32/2’ye Etkisi ve İnfaz

Makalenin başında belirttiğimiz 24/12/2025 tarihli değişiklikle TCK 32/2 (azalmış ehliyet) kapsamındakilere yapılan indirimin 1/6 ile sınırlandırılması, bu kişilerin cezaevinde kalacağı süreyi ciddi oranda artırmıştır. Eskiden TCK 32/2 uygulanan bir sanık, aldığı ciddi indirimle bazen denetimli serbestlik sınırına inip tahliye olabiliyordu. Ancak yeni düzenleme ile; örneğin 15 yıl alması gereken bir sanık, en iyi ihtimalle 12,5 yıl (1/6 indirimle) ceza alacak ve bu cezanın infaz rejimi üzerinden yatarını çekecektir. Ayrıca TCK 32/2 uygulananlar için de “akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri” (tedavi) ayrıca uygulanır. Yani kişi hem hapis yatar hem de cezaevinin revirinde veya hastane koğuşunda tedavi görür.

9. TCK 34 İLE TCK 32 İLİŞKİSİ: ALKOL VE UYUŞTURUCU ETKİSİ

Uygulamada en sık karşılaşılan karmaşa, suç anında alkol veya uyuşturucu etkisi altında olan failin durumudur. Burada “İradi Sarhoşluk” ile “Patolojik Sarhoşluk” veya “Madde Kullanımına Bağlı Kalıcı Psikoz” ayrımı hayati önem taşır.

9.1. İradi Alkol/Madde Alımı (TCK 34/2)

Kural olarak; kişi kendi isteğiyle alkol veya uyuşturucu madde alıp suç işlemişse, o sırada bilinci yerinde olmasa bile (sarhoşluk etkisiyle ne yaptığını bilmese dahi) TCK 32 hükümleri uygulanmaz. TCK 34/2 gereği “kusur yeteneği tam” kabul edilir ve cezada indirim yapılmaz. Buna “Sebebinde Serbest Hareket” kuramı denir. Kişi, iradesini kendi eliyle sakatlamıştır ve sonuçlarına katlanmalıdır.

9.2. TCK 32’ye Giren İstisna: “Patolojik Sarhoşluk” ve “Kalıcı Psikoz”

Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında ve Adli Tıp kriterlerinde, TCK 32’nin uygulanabileceği iki özel durum mevcuttur:

  1. Patolojik Sarhoşluk: Kişinin alkole karşı aşırı bir intoleransı vardır. Çok az miktarda (örneğin bir bardak bira) alkol alsa bile, “cinnet” benzeri bir tablo (öfke patlamaları, ağır bilinç bozukluğu) ortaya çıkar ve kişi bunu bilebilecek durumda değildir. Bu durum tıbbi bir “akıl hastalığı” gibi değerlendirilir ve TCK 32 uygulanır. Ancak bu tanıyı almak pratikte çok zordur.

  2. Madde Kullanımına Bağlı Kalıcı Psikoz: Kişi uzun yıllar uyuşturucu (metamfetamin, bonzai vb.) kullanmış ve artık beyninde kalıcı hasar oluşmuştur. Kişi o an madde kullanmasa bile, beyni “şizofreni benzeri” bir tablo (sanrılar, halüsinasyonlar) üretmektedir.

    • Yargıtay’ın Bakışı: Eğer fail, suç anında maddenin doğrudan etkisiyle değil de, geçmiş kullanımların yarattığı kalıcı bir akıl hastalığı (organik beyin sendromu vb.) nedeniyle suçu işlemişse, bu durum TCK 32 kapsamında değerlendirilir. Yani buradaki ayrım şudur: “Kafası güzel olduğu için mi yaptı?” (Ceza Tam) yoksa “Beyni hasar gördüğü için mi yaptı?” (Ceza Yok/Az).

10. YARGITAY’IN YERLEŞİK DENETİM KRİTERLERİ

Yargıtay Ceza Daireleri, yerel mahkemenin TCK 32 kararlarını denetlerken belirli standartlar arar. Bir ağır ceza avukatı, temyiz veya istinaf dilekçesini bu standartlar üzerine kurmalıdır.

10.1. “Raporlar Arası Çelişki Giderilmelidir” İlkesi

Yargıtay’ın en katı olduğu konu budur. Dosyada sanığın akıl sağlığına dair birden fazla rapor varsa ve bu raporlar farklı sonuçlara varıyorsa (biri “tam ehliyetli”, diğeri “cezai ehliyeti yoktur” veya “azalmıştır” diyorsa), mahkeme “Ben Adli Tıp Kurumu raporunu üstün tuttum” diyerek hüküm kuramaz.

  • İçtihat: Yargıtay, bu tür durumlarda çelişkinin giderilmesi için dosyanın Adli Tıp Kurumu Genel Kurulu’na gönderilmesini ve nihai, kesin raporun alınmasını zorunlu kılar. Aksi takdirde hüküm, “eksik inceleme” nedeniyle bozulur.

10.2. “Sadece Beyana Değil, Tıbbi Geçmişe Bakılmalıdır”

Sanığın duruşmada anlamsız konuşması veya “ben deliyim” demesi yetmez. Yargıtay, mahkemelerin sanığın geçmiş tıbbi evraklarını (reçeteler, hastane yatış kayıtları, askerlikten çürük raporu vb.) toplamasını şart koşar. Geçmişinde psikiyatrik tedavi öyküsü bulunan bir sanık için rapor aldırılmadan hüküm kurulması, savunma hakkının kısıtlanması sayılır ve mutlak bozma nedenidir.

10.3. 2025 Değişikliği Sonrası “Gerekçe” Zorunluluğu

24/12/2025 değişikliği ile TCK 32/2 indiriminin “1/6 ile sınırlandırılması” sonrası, Yargıtay’ın yeni dönem kararlarında şu hususun altını çizmesi beklenmektedir: Eğer mahkeme TCK 32/2 uygulayıp en üst sınırdan (1/6) indirim yapacaksa veya daha düşük bir indirim yapacaksa, bunun gerekçesini somutlaştırmalıdır. Ancak yasa “en fazla 1/6” dediği için, hâkimin takdir alanı daralmıştır. Savunma makamı burada “Neden TCK 32/2 değil de 32/1 (tam ehliyetsizlik) uygulanmalı?” argümanına daha fazla yüklenmelidir.

11. SAVUNMA STRATEJİSİ VE DİLEKÇE KURGUSU

Bir ağır ceza avukatı olarak, TCK 32 iddiasını dosyaya sunarken şu stratejik adımları izlemelisiniz:

11.1. Talep Aşaması (Tevsi-i Tahkikat)

Mahkemeden sadece “Rapor alınsın” demek yetmez. Talebin altı doldurulmalıdır:

  • “Müvekkilin olay sırasındaki davranışları, suçun işleniş biçimindeki mantıksızlık (motivasyonsuz suç), geçmişteki tedavi evrakları (Ek-1) ve aile geçmişindeki genetik yatkınlık birlikte değerlendirildiğinde; TCK 32 anlamında algılama ve yönlendirme yeteneğinin araştırılması için CMK 74 uyarınca Gözlem İhtisas Dairesi’ne sevkini talep ederiz.”

11.2. Rapora İtiraz Aşaması

Eğer gelen rapor “Cezai Ehliyeti Tamdır” yönündeyse, itiraz şu noktalar üzerinden yapılmalıdır:

  • Gözlem Süresinin Yetersizliği: “Sanık sadece bir gün/birkaç saat muayene edilmiştir. Yatarak gözlem (müşahede) yapılmamıştır. Gizli/Latent şizofreni gibi durumlar kısa muayenede anlaşılamaz.”

  • Suçun Nevi ile Hastalık İlişkisi: “Raporda, sanığın hastalığının suç tarihinde aktif olup olmadığı tartışılmamıştır. Sadece genel bir muayene yapılmıştır.”

12. SIKÇA SORULAN SORULAR (SSS)

Aşağıdaki sorular, TCK 32 uygulaması hakkında müvekkillerden en sık gelen sorular ve kısa hukuki yanıtlarıdır.

Soru 1: Uyuşturucu kullanıp suç işleyen kişi TCK 32’den (Deli Raporu) yararlanabilir mi? Cevap: Hayır. TCK 34/2 gereği, kendi iradesiyle uyuşturucu alıp suç işleyen kişinin cezai ehliyeti tamdır, cezasında indirim yapılmaz. Ancak uyuşturucu kullanımı kişide kalıcı bir akıl hastalığı (kalıcı psikoz) yaratmışsa, TCK 32 hükümleri uygulanabilir.

Soru 2: “Deli raporu” alan kişi hemen serbest mi kalır? Cevap: Hayır. TCK 32/1 kapsamında ceza verilmese bile, kişi TCK 57 gereği yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedavi altına alınır. “Toplum açısından tehlikeliliği ortadan kalktı” raporu verilene kadar, bazen yıllarca hastanede kapalı kalabilir.

Soru 3: Bipolar hastaları ceza alır mı? Cevap: Bipolar bozuklukta suçun hangi dönemde işlendiği önemlidir. Eğer suç “manik atak” veya “ağır depresif atak” döneminde işlenmişse ceza ehliyeti yoktur veya azalmıştır. Ancak atak dışı normal (ötimik) dönemde işlenen suçlarda ceza ehliyeti tamdır.

Soru 4: TCK 32/2 (Azalmış Ehliyet) indirimi ne kadardır? Cevap: 24/12/2025 tarihli yasa değişikliği öncesinde 1/4 oranına kadar indirim yapılabiliyordu. Ancak yeni düzenleme ile süreli hapis cezalarında indirim oranı en fazla 1/6 (altıda bir) ile sınırlandırılmıştır.

Soru 5: Adli Tıp raporuna itiraz edilebilir mi? Cevap: Evet. Raporun bilimsel yetersizliği, çelişkili olması veya gözlem süresinin kısalığı gibi nedenlerle itiraz edilebilir. Mahkeme itirazı haklı bulursa yeniden rapor aldırabilir veya dosyayı Adli Tıp Genel Kurulu’na gönderebilir.

Soru 6: Psikopatlar (Anti-sosyal Kişilik Bozukluğu) ceza indirimi alır mı? Cevap: Hayır. Anti-sosyal kişilik bozukluğu (psikopati), kişinin algılama veya irade yeteneğini ortadan kaldıran bir akıl hastalığı olarak kabul edilmez. Bu kişilerin cezai sorumluluğu tamdır.

TCK Madde 32 uygulaması, ceza yargılamasının en teknik ve riskli virajıdır. Gördüğünüz üzere bu süreç sadece “deli raporu almaktan” ibaret değildir. Yanlış kurgulanmış bir akıl hastalığı savunması, sanığın ömür boyu akıl hastanesinde kapalı kalmasına (süresiz güvenlik tedbiri) veya hak ettiği indirimi alamayıp yüksek hapis cezalarıyla karşılaşmasına neden olabilir.

Özellikle 24/12/2025 tarihli yasa değişikliği ile daralan indirim makası ve Yargıtay’ın katılaşan “Adli Tıp Raporu Denetim Kriterleri”, dosyanın kaderini avukatın stratejisine bağlamıştır.

  • Adli Tıp raporları arasındaki çelişkilerin giderilmesi,

  • Sanığın tıbbi geçmişinin dosyaya doğru işlenmesi,

  • Suç ile hastalık arasındaki “nedensellik bağının” hukuki dille ispatı,

sıradan bir savunma ile yönetilebilecek süreçler değildir. Özgürlüğünüzü şansa veya eksik incelemelere bırakmayın.

Eğer sizin veya yakınınızın dosyasında TCK 32, akıl hastalığı veya cezai ehliyet tartışması varsa, sürecin en başından doğru bir yol haritası çizmek hayati önem taşır. Dosyanızın detaylı incelenmesi, raporların analizi ve Yargıtay standartlarına uygun bir savunma stratejisi oluşturmak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Unutmayın; ceza hukukunda telafisi olmayan hatalar, sadece tecrübeli bir hukuki bakışla önlenebilir.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir