Hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası
Madde 26- (1) Hakkını kullanan kimseye ceza verilmez.
(2) Kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakkına ilişkin olmak üzere, açıkladığı rızası çerçevesinde işlenen fiilden dolayı kimseye ceza verilmez.
MADDE GEREKÇESİ
Madde 26- Maddenin birinci fıkrasında hakkın kullanılması hukuka uygunluk nedeni düzenlenmiştir. Bir hakkı kullanan kimsenin hukuka aykırı bir şekilde hareket etmiş sayılamayacağı, bilinen bir gerçektir.
Bir hak, kanun, tüzük, yönetmelik, genelge gibi nizamlara dayanabilir ve hukuken tanınmış ve düzenlenmiş olmak kaydıyla, bir mesleğin icrasından da doğabilir.
Burada hakkın doğrudan doğruya kullanılabilir olması aranacaktır. Eğer hak, bir mercie başvurarak kullanılabilecekse, artık buradaki hak kapsamında kabul olunmayacaktır.
Maddenin ikinci fıkrasında ilgilinin rızası hukuka uygunluk nedeni düzenlenmiştir. Söz konusu hukuka uygunluk nedeninin varlığı için, rızanın kişinin üzerinde mutlak surette tasarrufta bulunabileceği bir hakka ilişkin olması gerekir. Keza, kişinin bu hakla ilgili olarak rıza açıklamaya ehil olması gerekir.
Madde metnindeki “mağdurun rızası” ibaresi “ilgilinin rızası” veya “kişinin rızası” olarak değiştirilmiştir. Ceza sorumluluğunu kaldıran bir sebep olarak rıza, suçun oluşumu açısından fiilin işlenmesinden önce ve en geç işlendiği sırada açıklandığında etkili olur. Bu durumda herhangi bir mağduriyet söz konusu olmadığı için, “mağdur” yerine “ilgili” veya “kişi” kelimesi tercih edilmiştir.
AĞIR CEZA AVUKATI YAKUP YIKILMAZ’IN NOTU
Ceza hukuku, sadece “suç ve ceza”dan ibaret mekanik bir sistem değildir; aynı zamanda özgürlüklerin sınırını çizen, devletin cezalandırma yetkisini dizginleyen muazzam bir dengedir. Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 26. maddesi, bu dengenin en hassas terazi noktalarından biridir. Bir eylemin dış dünyada suç gibi görünmesi, onun her zaman cezalandırılacağı anlamına gelmez. Hukuk düzeni, kendi verdiği bir yetkiyi kullananı veya kişinin kendi özgür iradesiyle tasarruf ettiği alanları cezalandırmaz.
Bu dev rehberde, TCK 26. maddesinde düzenlenen “Hakkın Kullanılması” ve “İlgilinin Rızası” kavramlarını, sadece kanun metni üzerinden değil; Yargıtay’ın yerleşik içtihatları, doktrindeki tartışmalar ve uygulamadaki pratik sorunlar ışığında, A’dan Z’ye inceleyeceğiz.
Table of Contents
ToggleGİRİŞ: SUÇ TEORİSİNDE “HUKUKA AYKIRILIK” KAVRAMI
TCK 26. maddeyi tam olarak anlayabilmek için önce ceza hukukunun temel matematiğine bakmamız gerekir. Bir eylemin suç teşkil etmesi için üç temel unsurun bir araya gelmesi şarttır:
Tipiklik: Eylemin kanundaki suç tanımına birebir uyması.
Hukuka Aykırılık: Eylemin hukuk düzeniyle çatışması.
Kusurluluk: Failin bu eylemden dolayı kınanabilmesi.
İşte TCK 26. madde, bu zincirin ikinci halkası olan “Hukuka Aykırılık” unsurunu ortadan kaldırır. Eğer bir eylem TCK 26 kapsamındaysa, o eylem artık “suç” vasfını yitirir. Tipik (tanıma uyan) bir eylem olsa bile, hukuk düzeni bu eyleme cevaz verdiği için fail cezalandırılmaz. Biz buna hukuk dilinde “Hukuka Uygunluk Nedenleri” diyoruz.
Neden Bu Kadar Önemli?
Uygulamada savcılar ve hakimler, önlerine gelen dosyada önce “Burada bir hukuka uygunluk nedeni var mı?” sorusunu sormak zorundadır. Eğer TCK 26. maddenin şartları oluşmuşsa, beraat kararı verilmesi gerekir. Ancak bu ayrımın doğru yapılmaması, hakkını kullanan masum insanların haksız yere yargılanmasına yol açabilmektedir.
I. HAKKIN KULLANILMASI (TCK 26/1)
TCK 26/1 maddesi son derece net bir ifade kullanır: “Hakkını kullanan kimseye ceza verilmez.”
Bu hüküm, hukuk düzeninin kendi içinde çelişmemesi ilkesinin bir sonucudur. Devlet, bir yandan vatandaşına veya kamu görevlisine bir hak/yetki verip, diğer yandan bu hakkı kullandı diye onu cezalandıramaz.
A. “Hak” Kavramının Kapsamı Nedir?
Buradaki “hak” kavramı oldukça geniştir. Sadece anayasal hakları değil, alt mevzuattan doğan yetkileri de kapsar.
Anayasadan Doğan Haklar: İddia ve savunma hakkı, basın özgürlüğü, toplanma hakkı.
Kanunlardan Doğan Haklar: Medeni Kanun, Borçlar Kanunu veya Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu (PVSK) gibi özel kanunlardan kaynaklanan yetkiler.
Uluslararası Sözleşmeler: AİHM içtihatları ve Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmelerden doğan haklar.
Ancak dikkat! Bir hakkın varlığı, onun sınırsız olduğu anlamına gelmez. Hakkın “dürüstlük kuralına” uygun ve “amacına matuf” kullanılması şarttır.
B. Uygulamada Sık Karşılaşılan “Hakkın Kullanılması” Örnekleri
1. İddia ve Savunma Dokunulmazlığı (Dilekçe Hakkı)
Avukat olarak meslek hayatımızda en çok başvurduğumuz hukuka uygunluk nedenidir. Bir dava dilekçesinde veya duruşma sırasında, karşı taraf hakkında sert ithamlarda bulunabiliriz. Normal şartlarda “Hakaret” veya “İftira” suçunu oluşturabilecek bu sözler; eğer davanın konusuyla ilgiliyse ve savunma sınırları içindeyse TCK 26 kapsamında hukuka uygundur.
Önemli Ayrım: Yargıtay, savunma hakkının sınırını “isnadın maddi vakıalarla ilişkili olması” olarak çizer. Sırf karşı tarafı aşağılamak için, dava konusuyla alakasız küfürler etmek savunma hakkı değil, suçtur.
2. Basın Özgürlüğü ve Haber Verme Hakkı
Gazetecilerin yaptığı haberler genellikle kişilerin özel hayatına veya itibarına dokunur. Bir siyasetçinin yolsuzluk yaptığını yazmak, normalde “hakaret” veya “özel hayatın gizliliğini ihlal” olabilir. Ancak;
Haber gerçekse,
Güncelse,
Toplumsal ilgi varsa,
Üslup ile öz arasında denge varsa, gazeteci TCK 26/1 uyarınca hakkını kullanmış sayılır ve ceza almaz.
3. Tıbbi Müdahaleler ve Tedavi Hakkı
Hekimlerin durumu özeldir. Bir cerrahın hastanın karnını kesmesi teknik olarak “Kasten Yaralama” (TCK 86) fiilinin tanımına uyar. Ancak hekimin, tıp kurallarına (malpraktis olmadan) ve tedavi amacına uygun yaptığı müdahaleler, mesleğin icrası kapsamında bir haktır. Hekim burada hem “hakkın kullanılması” hem de birazdan inceleyeceğimiz “ilgilinin rızası” korumasından faydalanır.
4. Disiplin ve Terbiye Hakkı (Velayet Hakkı)
Eski Ceza Kanunu döneminde babanın veya öğretmenin çocuğu “terbiye etme” hakkı adı altında fiziksel şiddet uygulaması kısmen tolere edilebiliyordu. Ancak Yeni TCK ve modern hukuk anlayışında bu durum tamamen değişmiştir.
Bugün velayet hakkı, çocuğa şiddet uygulama hakkını vermez. Yargıtay, “terbiye hakkı”nın sadece eğitim, gözetim ve sözlü uyarıları kapsadığını; çocuğun vücut bütünlüğüne zarar veren (tokat atmak, dövmek gibi) eylemlerin TCK 26 kapsamında korunmadığını ve “Kasten Yaralama” veya “Eziyet” suçunu oluşturduğunu net bir şekilde belirtmektedir. Bu, toplumumuzda en çok yanlış bilinen konulardan biridir.
C. Hakkın Kötüye Kullanılması Sorunu
TCK 26/1 mutlak bir zırh değildir. Eğer kişi, görünürde bir hakkı kullanıyor gibi yapıp aslında karşı tarafa zarar vermeyi amaçlıyorsa, hukuk bunu korumaz.
Örnek: Bir alacaklının, borçlusunu icraya verme hakkı vardır. Ancak alacaklı, borçluyu rezil etmek için her gün iş yerine gidip bağırıp çağırıyorsa veya taciz boyutunda mesajlar atıyorsa, bu artık “hakkın kullanılması” değil, “Kişilerin Huzur ve Sükununu Bozma” (TCK 123) suçudur
II. İLGİLİNİN RIZASI (TCK 26/2): “RIZAM VARDI” DEMEK YETERLİ Mİ?
Hukuk sistemimizde “Volenti non fit iniuria” (Rıza gösterene haksızlık yapılmaz) ilkesi geçerlidir. TCK 26/2 maddesi, kişinin özgür iradesiyle onay verdiği eylemlerin suç teşkil etmeyeceğini hüküm altına almıştır. Ancak bu, sınırsız bir özgürlük alanı değildir. Kanun koyucu, rızanın hukuka uygunluk nedeni sayılabilmesi için üç temel şartın aynı anda gerçekleşmesini arar:
Rıza, kişinin üzerinde mutlak surette tasarruf edebileceği bir hakka ilişkin olmalıdır.
Kişinin rıza açıklamaya ehliyeti bulunmalıdır.
Rıza, eylemden önce veya en geç eylem sırasında açıklanmalıdır.
Gelin bu şartları, Yargıtay’ın bakış açısıyla detaylandıralım.
A. “Mutlak Surette Tasarruf Edilebilir Hak” Kriteri
Devlet, bazı hakları kişinin inisiyatifine bırakmışken, bazı hakları “kamu düzeni” sayarak koruma altına almıştır. Kişi istese de bu haklarından vazgeçemez.
1. Rızanın Geçerli Olduğu Haklar (Tasarruf Edilebilir Alan)
Mal Varlığı Hakları: Kişinin kendi malı üzerinde dilediği gibi tasarruf yetkisi vardır. Bir kimse “Telefonumu alabilirsin,” “Arabamı kırabilirsin” veya “Evimi yakabilirsin” derse; bu eylemleri gerçekleştiren kişi hakkında hırsızlık veya mala zarar verme suçu oluşmaz.
İstisna: Eğer eylem üçüncü kişilere zarar veriyorsa (örneğin evi yakarken komşunun evinin de yanma riski varsa) rıza geçersizdir, “Genel Güvenliğin Kasten Tehlikeye Sokulması” suçu oluşur.
Cinsel Dokunulmazlık: Yetişkin ve ayırt etme gücüne sahip bireyler arasındaki rızaya dayalı cinsel ilişkiler suç oluşturmaz. (Ancak yaş küçüklüğü durumunda bu alan daralır, aşağıda değineceğiz).
Konut Dokunulmazlığı: Bir kişiyi evinize davet ederseniz veya girmesine izin verirseniz, “Konut Dokunulmazlığını İhlal” suçu oluşmaz.
Basit Vücut Dokunulmazlığı: Saç kestirmek, basit estetik müdahaleler, kulak deldirmek gibi eylemlerde rıza geçerlidir.
2. Rızanın Geçersiz Olduğu Haklar (Tasarruf Edilemeyen Alan)
Yaşama Hakkı: Türk hukukunda kişinin kendi yaşamı üzerindeki tasarruf yetkisi sınırlıdır. Bir kişi “Beni öldür, çok acı çekiyorum” dese bile, onu öldüren kişi “Kasten Öldürme” suçundan (veya TCK 84/3 gereği intihara yönlendirmeden) ceza alır. Rıza, yaşam hakkını ortadan kaldırmaz.
Vücut Bütünlüğü (Ağır Haller): Kişi, vücut bütünlüğünü kalıcı olarak bozacak eylemlere rıza gösteremez. Örneğin; “Kolumu kes,” “Gözümü çıkar” şeklindeki bir rıza hukuken yok hükmündedir. Bu eylemi yapan kişi “Kasten Yaralama” suçundan cezalandırılır. Devlet, vatandaşını kendisine karşı bile korur.
B. Rıza Açıklama Ehliyeti: Kimler Rıza Gösterebilir?
Rızanın varlığı kadar, o rızayı gösteren kişinin durumu da önemlidir. Ehliyet yoksa, rıza da yoktur.
1. Yaş Faktörü
Türk Ceza Kanunu, yaş gruıplarına göre rızayı farklı değerlendirir. Özellikle cinsel suçlarda bu konu hayati önem taşır:
15 Yaşından Küçükler: Kanun koyucu, 15 yaşını doldurmamış çocukların cinsel konularda rıza ehliyeti olmadığını kabul eder (Mutlak ehliyetsizlik). Çocuk “istedim” dese bile, eylem “Çocuğun Cinsel İstismarı” suçunu oluşturur.
15-18 Yaş Arası: Eğer çocuk 15 yaşını bitirmiş ve algılama yeteneği gelişmişse, rızası hukuken geçerli olabilir (Cebir, tehdit ve hile olmaması kaydıyla). Bu yaş grubunda rıza varsa eylem suç olmaktan çıkabilir veya “Reşit Olmayanla Cinsel İlişki” gibi şikayete bağlı daha hafif bir suça dönüşebilir.
2. Akıl Sağlığı ve Algılama Yeteneği
Akıl hastalığı olan veya o sırada uyuşturucu/alkol etkisi altında bulunan ve neye rıza gösterdiğinin bilincinde olmayan bir kişinin beyanı geçersizdir.
Örnek: Sarhoşluktan bilinci kapanmak üzere olan bir kişinin, cüzdanını alan kişiye “Al senin olsun” demesi, hırsızlık suçunu engellemez. Çünkü o sırada iradi bir tasarruf yeteneği yoktur.
C. Rızanın Açıklanma Şekli, Zamanı ve İrade Sakatlığı
Bir rızanın hukuka uygunluk nedeni sayılabilmesi için şu usul kurallarına uygun olması gerekir:
Zamanlama (Önceden veya Anda): Rıza, fiil işlenmeden önce veya en geç işlendiği sırada açıklanmalıdır. Fiil bittikten sonra gösterilen rıza (icazet), suçun oluşumunu engellemez.
Örnek: Bir kişi diğerini dövdükten sonra mağdurun “Tamam, önemli değil, seni affettim” demesi, eylemi hukuka uygun hale getirmez. Sadece şikayetten vazgeçme etkisi doğurabilir (suç şikayete tabiyse).
Şekil (Açık veya Zımni): Rıza mutlaka yazılı veya sözlü olmak zorunda değildir. Davranışlarla da (zımni rıza) anlaşılabilir.
Örnek: Eve gelen misafire kapıyı açıp içeri buyur etmek, konut dokunulmazlığı için zımni bir rızadır.
Özgür İrade (Sakatlanmamış Rıza): Rıza; cebir, tehdit, hile veya esaslı hata sonucu elde edilmişse geçersizdir.
Kritik Detay: “Doktor bey, kanser olduğum için göğsümü alacaksınız değil mi?” diyen hastaya, kanser olmadığı halde “Evet” deyip ameliyat yapan doktor, hastanın rızasını hile ile almıştır. Burada rıza geçersizdir ve doktor “Kasten Yaralama” suçunu işlemiş olur.
III. ÖZEL VE TEKNİK DURUMLAR: TIP VE SPOR HUKUKUNDA RIZA
TCK 26. maddesinin günlük hayatta en sık karşımıza çıktığı ve davalara konu olduğu iki alan vardır: Tıbbi müdahaleler ve spor müsabakaları. Bu alanlar, “zarar verme” eyleminin meşru sayıldığı istisnai alanlardır. Ancak sınırın nerede bittiği, Yargıtay kararlarıyla belirlenmiştir.
A. Tıbbi Müdahalelerde Hukuka Uygunluk ve “Aydınlatılmış Onam”
Hukuken bir cerrahın hastasının vücudunu neşterle kesmesi, özünde “Kasten Yaralama” (TCK 86) fiilinin maddi unsurlarını taşır. Ancak hekimleri cezaevine girmekten kurtaran kalkan, TCK 26. maddedeki “Hakkın Kullanılması (Mesleğin İcrası)” ve “İlgilinin Rızası” birleşimidir.
Fakat her “İmzaladım, ameliyat oldum” durumu hekimi kurtarmaz. İşte SEO açısından en kritik kavram burada devreye girer: Aydınlatılmış Onam.
1. Rızanın Geçerli Olması İçin “Aydınlatma” Şarttır
Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin istikrar kazanmış kararlarına göre; hastanın sadece “Ameliyata rızam var” demesi yetmez. Hastanın şunları bilmesi gerekir:
Hastalığın ne olduğu,
Uygulanacak tedavinin türü ve süresi,
Bu tedavinin başarı şansı ve riskleri (Komplikasyonlar),
Tedavi reddedilirse neler olacağı.
Eğer hekim, hastaya “Bu ameliyatın %5 felç riski var” demeden onam formu imzalattıysa ve hasta felç kaldıysa; o imza geçersizdir. Hekim, aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediği için “Taksirle Yaralama” suçundan sorumlu tutulur.
2. Tıbbi Gereklilik (Endikasyon) Yoksa Rıza Geçersizdir
Estetik operasyonlar hariç, bir tıbbi müdahalenin hukuka uygun olması için tıbbi zorunluluk (endikasyon) gerekir.
Örnek: Bir hasta, “Benim apandisimi al, ileride sorun çıkarmasın” dese ve hekim, sapasağlam organı alsa; burada tıbbi gereklilik olmadığı için hekim kasten yaralama suçunu işlemiş olur. Rıza, tıbbi gerekliliği ikame etmez.
3. Estetik Operasyonlarda Durum
Estetik cerrahide “eser sözleşmesi” hükümleri ve hasta memnuniyeti ön plandadır. Burada rıza daha da önemlidir. Ancak estetik amaçla bile olsa, kişinin sağlığını kalıcı olarak tehlikeye atacak (örneğin kaburga kemiklerini aldırmak gibi aşırı) taleplere hekimin uyması, hekimi cezai sorumluluktan kurtarmaz.
B. Spor Müsabakalarında Yaralanmalar ve Ceza Sorumluluğu
Halı sahada maç yaparken ayağı kırılan birinin, rakibine dava açtığını sıkça duyarız. Peki, spor sahalarındaki şiddet TCK 26 kapsamında mıdır?
1. “Risk Üstlenimi” Teorisi
Kişi, boks, güreş, futbol gibi temas sporlarına katıldığında, bu sporun doğasında var olan olağan riskleri kabul etmiş sayılır.
Bir boksörün ringde burnunun kırılması,
Futbolcunun ikili mücadelede yere düşüp kolunu kırması, hukuka uygunluk nedeni (TCK 26) kapsamındadır. Çünkü kişi, oyunun kuralları çerçevesinde gerçekleşebilecek yaralanmalara zımni rıza göstermiştir.
2. Sınırın Aşılması: Kasıtlı Fauller
Koruma kalkanı, oyun kurallarının kasten ihlal edildiği noktada kalkar.
Örnek: Futbol maçında top oyun dışındayken rakibine kafa atan oyuncu, “Biz spor yapıyorduk” savunması yapamaz. Bu hareket sporun doğasında yoktur. Bu durumda TCK 86 (Kasten Yaralama) ve 6222 sayılı Sporda Şiddet Yasası devreye girer.
Örnek: Boks maçında hakem “Ayrılın” dedikten sonra rakibine vuran boksör, oluşan zarardan tam sorumludur.
3. Yargıtay’ın Halı Saha Kriteri
Yargıtay, özellikle amatör sporlarda (halı saha maçları vb.) rızanın sınırlarını daha geniş yorumlar. Ancak sakatlanmaya yol açan hareketin “oyun kuralları içinde, topa müdahale amacı taşıyan sertlikte” mi yoksa “doğrudan rakibi sakatlamaya yönelik” mi olduğuna bakar. Topla alakası olmayan sert bir tekme, TCK 26 korumasından yararlanamaz.
Doktor hatasında rıza beni bağlar mı? Hayır, bağlamaz. İmzaladığınız onam formu, sadece olası komplikasyonlar (öngörülen yan etkiler) içindir. Hekimin hatasını (malpraktis), dikkatsizliğini veya bilgisizliğini kapsamaz. Hata varsa, imzanız olsa bile tazminat ve ceza davası açma hakkınız saklıdır.
Maçta sakatlandım, karşı tarafa dava açabilir miyim? Eğer sakatlanmanız oyunun olağan akışı içinde (örneğin topa müdahale sırasında) olduysa dava açsanız da sonuç almanız zordur (TCK 26/2 Rıza). Ancak rakibiniz kasti olarak, oyun kuralları dışında size vurduysa (tekme, yumruk vb.), bu bir suçtur ve dava açılabilir.
V. RIZANIN “KARANLIK” SINIRLARI: ÖTENAZİ, CİNSEL FANTAZİLER VE İNSAN ONURU
Bir Ağır Ceza Avukatı olarak meslek hayatımda en sık karşılaştığım yanılgı şudur: İnsanlar, “Benim vücudum, benim kararım” ilkesinin hukukta sınırsız olduğunu sanır. Oysa Türk Ceza Kanunu, bazı durumlarda sizi kendinizden bile korur. Özellikle yaşam hakkı ve insan onuru söz konusu olduğunda, sizin “Rızam var” demeniz, savcıların soruşturma açmasını, bizim de ağır ceza mahkemelerinde sanık sandalyesine oturmamızı engellemez.
Bu bölümde, TCK 26 kapsamındaki rızanın geçersiz olduğu, hukukun “kırmızı çizgisi” sayılan ve genelde kapalı kapılar ardında yaşanan o hassas konuları, bir Ağır Ceza Avukatı gözüyle detaylandıracağım.
A. Ötenazi ve “Acı Çekiyorum, Beni Öldür” Talebi
Toplumda çok tartışılan, filmlere konu olan “Ötenazi” (tatlı ölüm), Türk hukukunda kesinlikle yasaktır ve rıza savunması burada işlemez. Ancak burada teknik bir ayrım vardır ve bu ayrım, müvekkilin alacağı cezayı “Müebbet Hapis”ten kurtarabilecek kadar hayatidir.
1. Aktif Ötenazi: Kasten Öldürme Suçudur
Bir hasta ne kadar acı çekerse çeksin, bilinci yerinde olarak “Doktor bey, artık dayanamıyorum, iğneyi yap ve beni kurtar” dese bile; o iğneyi yapan doktor veya yakını, TCK 81 gereği “Kasten Öldürme” suçundan yargılanır.
Ağır Ceza Avukatı Yorumu: Burada mahkeme heyeti, “Mağdurun rızası vardı” savunmasına itibar etmez. Çünkü yaşam hakkı, kişinin üzerinde tasarruf edebileceği (vazgeçebileceği) bir hak değildir. Devlet, “Sen istesen de ölmene izin vermiyorum” der. Cezası müebbet hapistir. Ancak biz savunma makamı olarak burada TCK 29 (Haksız Tahrik) hükümlerini zorlayabiliriz; zira failin saiki “acıdığı için öldürmek”tir, ancak suçun vasfı değişmez.
2. Pasif Ötenazi ve Tedaviyi Reddetme Hakkı
İşte burası hukukun gri alanıdır. Hasta “Beni öldür” diyemez ama “Bana tedavi uygulama, fişimi çekin” diyebilir mi? Hasta Hakları Yönetmeliği’ne göre, bilinci açık bir hasta tedaviyi reddedebilir. Ancak yaşam destek ünitesine bağlı, bilinci kapalı bir hastanın fişinin çekilmesi Türkiye’de hala “Kasten Öldürme” kapsamında değerlendirilmektedir.
3. İntihara Yönlendirme Ayrımı (TCK 84)
Bir Ağır Ceza Avukatı olarak şu teknik detayı vurgulamalıyım: Eğer kişi, “Beni öldür” demiyor da “Ölmek istiyorum, bana zehri ver, ben içeyim” diyorsa durum değişir. İlacı hastanın eline verip, hasta kendisi içerse; bu artık “Kasten Öldürme” değil, “İntihara Yönlendirme ve Yardım” (TCK 84) suçudur. Cezası öldürmeye göre daha azdır (4 yıldan 10 yıla kadar hapis). Rıza, burada suçun vasfını değiştirir ama cezayı tamamen ortadan kaldırmaz.
B. Cinsel İlişkide Şiddet ve Sadomazoşizm (BDSM) Sınırı
Mahremiyetin en gizli alanlarında yaşananlar, bazen karakolda biter. Çiftler arasındaki rızaya dayalı, şiddet içeren cinsel fanteziler (BDSM), TCK 26/2 kapsamında hukuka uygun mudur? Yoksa yaralama suçu mudur?
Yargıtay kararları ve doktrin ışığında bir Ağır Ceza Avukatı olarak şu analizi yapabilirim:
1. Basit Yaralamada Rıza Geçerlidir
Eğer eylem, TCK 86/2 kapsamındaki “Basit Tıbbi Müdahale ile Giderilebilecek” (BTM) hafiflikteyse (hafif morluklar, çizikler vb.) ve tarafların özgür iradesiyle gerçekleşmişse, burada rıza hukuka uygunluk nedenidir. Savcılık “takipsizlik” kararı verir. Çünkü kişi vücut dokunulmazlığı üzerinde belli bir seviyeye kadar tasarruf edebilir.
2. Sınır Neresi? “İnsan Onuru” ve Kalıcı Hasar
Ancak fantezinin boyutu;
Vücutta kalıcı iz bırakacak seviyeye gelirse,
Kemik kırığı oluşursa,
Veya eylem, “insan onurunu zedeleyecek” boyutta bir işkenceye/eziyete dönüşürse; Artık rıza geçersizdir. Yargıtay, “Genel Ahlak” ve “İnsan Onuru” kavramlarını devreye sokar. Bir kişi “Bana işkence yapmana rızam var” dese bile, hukuk bunu kabul etmez.
Önemli Uyarı: Özellikle boşanma aşamalarında veya ilişkiler bittiğinde, geçmişte rızayla yapılan bu eylemler, taraflarca “Bana zorla yaptı” diyerek şikayet konusu yapılabilmektedir. Bir Ağır Ceza Avukatı olarak, bu tür davalarda ispat yükünün ne kadar zorlu olduğunu ve rızanın varlığının (WhatsApp mesajları, tanıklar vb. ile) ispatlanmasının hayati önem taşıdığını hatırlatmak isterim.
C. İşkence ve Eziyet Suçlarında Rıza Olamaz
TCK 94 (İşkence) ve TCK 96 (Eziyet), insanlığa karşı işlenen suçlar kategorisine yakındır. Bu suçlar, bireyin vücut bütünlüğünden öte, insanlık onurunu hedef alır.
Hiçbir birey, “Bana işkence yapabilirsiniz” diye bir rıza gösteremez. Bir kamu görevlisi, gözaltındaki şahsa “İstersen seni döverim, şikayetçi olmayacağına dair imza at” dese ve şahıs imza atsa bile; o imza yok hükmündedir.
Neden? Çünkü işkence yasağı “Mutlak” bir yasaktır. Savaş halinde bile esnetilemez. Dolayısıyla bir Ağır Ceza Avukatı‘nın savunmasında “Müvekkil mağdurun rızasıyla bu eylemi gerçekleştirdi” demesi, işkence suçlamasında hukuken hiçbir anlam ifade etmez.
KISA BİR ÖZET VE TAVSİYE
Değerli okurlar, gördüğünüz gibi “Rızam var” cümlesi sihirli bir değnek değildir. Hukuk, rızayı ancak makul ve meşru sınırlar içinde kabul eder. Eğer bir olayda;
Yaşam hakkı,
Ağır vücut hasarı,
Veya insan onuru tehlikeye giriyorsa, TCK 26 devre dışı kalır ve kendinizi Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda bulursunuz.
Bu tür hassas dosyalarda, olayın sadece “Rıza vardı” diyerek geçiştirilemeyeceğini, eylemin niteliğinin (aktif ötenazi mi, intihara yardım mı? basit yaralama mı, eziyet mi?) davanın kaderini belirleyeceğini unutmayın. Bu teknik ayrımları ancak tecrübeli bir Ağır Ceza Avukatı dosyanıza işleyebilir.
V. YARGITAY UYGULAMASINDA “RIZA” VE “HAKKIN KULLANILMASI” İLKELERİ
Hukuk pratiğinde bir kanun maddesini sadece okumak yetmez; o maddenin Yargıtay koridorlarında nasıl yankılandığını bilmek gerekir. Bir Ağır Ceza Avukatı olarak duruşmalarda savunmamızı kurarken, Yargıtay’ın ilgili ceza dairelerinin (özellikle 1., 3. ve 12. Ceza Daireleri) yıllar içinde oturmuş, istikrar kazanmış “ilke kararlarını” baz alırız.
Bu bölümde, dosya numaralarına boğulmadan, Yargıtay’ın TCK 26. maddeye (Hakkın Kullanılması ve Rıza) bakış açısını, emsal niteliğindeki uygulamalar üzerinden özetleyeceğim.
1. DOKTOR HATALARINDA “AYDINLATILMIŞ ONAM” KRİTERİ
Yargıtay Ceza Daireleri, tıbbi müdahalelerde hekimin sorumluluğunu değerlendirirken “imza”yı tek başına yeterli görmemektedir.
Yargıtay’ın Yerleşik Görüşü: Yüksek Mahkeme, birçok kararında “Rızanın aydınlatılmış olması şarttır” ilkesini benimsemiştir. Buna göre;
Hasta, yapılacak işleme “evet” dese bile, bu rızanın geçerli olabilmesi için işlemin risklerini, alternatiflerini ve olası sonuçlarını biliyor olması gerekir.
Yargıtay, matbu (hazır basılmış) onam formlarının hastaya alelacele imzalatılmasını hukuka uygun rıza olarak kabul etmemektedir.
Eğer hekim, hastaya özgü riskleri anlatmadan (aydınlatmadan) işlem yaptıysa, komplikasyon geliştiğinde “ama hastanın rızası vardı” savunması Yargıtay nezdinde geçersizdir.
Ağır Ceza Avukatı Yakup Yıkılmaz’ın Notu: Malpraktis davalarında Yargıtay’ın bu tutumu hasta lehinedir. Biz de savunmalarımızda hep şunu vurgularız: “İmza var ama irade sakat. Çünkü müvekkilim neye imza attığını, başına ne geleceğini bilmiyordu.”
2. BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ VE HABERDE SINIR
Gazetecilerin “haber verme hakkı” (TCK 26/1) ile kişilerin “lekelenmeme hakkı” sık sık çatışır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, bu çatışmada çok net bir formül geliştirmiştir.
Yargıtay’ın Yerleşik Görüşü: Yargıtay, bir haberin hukuka uygun sayılması ve gazeteciye ceza verilmemesi için şu 4 şartın aynı anda varlığını arar:
Gerçeklik: Haber, yapıldığı andaki verilere göre doğru olmalıdır.
Güncellik: Eski olaylar ısıtılıp kişinin itibarı zedelenmemelidir.
Kamu Yararı: Toplumu ilgilendiren bir yönü olmalıdır.
Düşünsel Bağ (Ölçülülük): Haberin başlığı ve içeriği ile verilen bilgi arasında denge olmalı, gereksiz yere incitici ifadeler kullanılmamalıdır.
Bu 4 şarttan biri eksikse, Yargıtay “Hakkın kötüye kullanıldığına” hükmeder ve gazetecinin cezalandırılmasını onar.
3. KAVGADA “HADİ VUR” DEMEK RIZA SAYILIR MI?
Günlük hayatta en çok “Hadi vur, şikayetçi olmayacağım” cümlesi duyulur. Peki Yargıtay buna ne diyor?
Yargıtay’ın Yerleşik Görüşü: Yargıtay kararlarında istikrarlı bir şekilde; kavga ortamında sarf edilen “erkeksen vur”, “sıkıyorsa vur” gibi sözlerin hukuken geçerli bir rıza açıklaması olmadığını belirtir. Yüksek Mahkeme’ye göre, vücut bütünlüğü kişinin o anki öfkesiyle vazgeçebileceği basit bir hak değildir. Bu nedenle kavga sırasında karşı taraf sizi buna teşvik etse bile, yaralama eylemini gerçekleştirdiğinizde “rıza vardı” diyerek beraat edemezsiniz. Ancak Yargıtay, bu durumu sanık lehine “Haksız Tahrik” (TCK 29) olarak değerlendirip cezada indirim yapılmasını kabul etmektedir.
4. SPORDA ŞİDDET VE OYUN KURALLARI
Spor sahalarındaki yaralanmaların “Kasten Yaralama” sayılıp sayılmayacağı konusunda Yargıtay’ın kriteri **”Oyun Kuralları”**dır.
Yargıtay’ın Yerleşik Görüşü: Spor müsabakalarında (futbol, boks, güreş vb.) meydana gelen yaralanmalarda Yargıtay şu ayrımı yapar:
Eğer hareket, oyun kuralları sınırları içindeyse veya oyunun doğasında var olan sertlikteyse (Örn: İkili mücadelede ayak kırılması), bu durumu TCK 26 kapsamında “Hakkın Kullanılması” ve “Rıza” olarak değerlendirir ve ceza vermez.
Ancak hareket, oyunla ilgisi olmayan, tamamen rakibi sakatlamaya yönelik, kasti ve kural dışı bir hareketse (Örn: Maç durmuşken rakibe yumruk atmak), Yargıtay burada rıza korumasını kaldırır ve sanığın “Kasten Yaralama”dan cezalandırılması gerektiğine hükmeder.
V. YARGITAY UYGULAMASINDA “RIZA” VE “HAKKIN KULLANILMASI” İLKELERİ
Hukuk pratiğinde bir kanun maddesini sadece okumak yetmez; o maddenin Yargıtay koridorlarında nasıl yankılandığını bilmek gerekir. Bir Ağır Ceza Avukatı olarak duruşmalarda savunmamızı kurarken, Yargıtay’ın ilgili ceza dairelerinin (özellikle 1., 3. ve 12. Ceza Daireleri) yıllar içinde oturmuş, istikrar kazanmış “ilke kararlarını” baz alırız.
Bu bölümde, dosya numaralarına boğulmadan, Yargıtay’ın TCK 26. maddeye (Hakkın Kullanılması ve Rıza) bakış açısını, emsal niteliğindeki uygulamalar üzerinden özetleyeceğim.
1. DOKTOR HATALARINDA “AYDINLATILMIŞ ONAM” KRİTERİ
Yargıtay Ceza Daireleri, tıbbi müdahalelerde hekimin sorumluluğunu değerlendirirken “imza”yı tek başına yeterli görmemektedir.
Yargıtay’ın Yerleşik Görüşü: Yüksek Mahkeme, birçok kararında “Rızanın aydınlatılmış olması şarttır” ilkesini benimsemiştir. Buna göre;
Hasta, yapılacak işleme “evet” dese bile, bu rızanın geçerli olabilmesi için işlemin risklerini, alternatiflerini ve olası sonuçlarını biliyor olması gerekir.
Yargıtay, matbu (hazır basılmış) onam formlarının hastaya alelacele imzalatılmasını hukuka uygun rıza olarak kabul etmemektedir.
Eğer hekim, hastaya özgü riskleri anlatmadan (aydınlatmadan) işlem yaptıysa, komplikasyon geliştiğinde “ama hastanın rızası vardı” savunması Yargıtay nezdinde geçersizdir.
Ağır Ceza Avukatı Yakup Yıkılmaz’ın Notu: Malpraktis davalarında Yargıtay’ın bu tutumu hasta lehinedir. Biz de savunmalarımızda hep şunu vurgularız: “İmza var ama irade sakat. Çünkü müvekkilim neye imza attığını, başına ne geleceğini bilmiyordu.”
2. BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ VE HABERDE SINIR
Gazetecilerin “haber verme hakkı” (TCK 26/1) ile kişilerin “lekelenmeme hakkı” sık sık çatışır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, bu çatışmada çok net bir formül geliştirmiştir.
Yargıtay’ın Yerleşik Görüşü: Yargıtay, bir haberin hukuka uygun sayılması ve gazeteciye ceza verilmemesi için şu 4 şartın aynı anda varlığını arar:
Gerçeklik: Haber, yapıldığı andaki verilere göre doğru olmalıdır.
Güncellik: Eski olaylar ısıtılıp kişinin itibarı zedelenmemelidir.
Kamu Yararı: Toplumu ilgilendiren bir yönü olmalıdır.
Düşünsel Bağ (Ölçülülük): Haberin başlığı ve içeriği ile verilen bilgi arasında denge olmalı, gereksiz yere incitici ifadeler kullanılmamalıdır.
Bu 4 şarttan biri eksikse, Yargıtay “Hakkın kötüye kullanıldığına” hükmeder ve gazetecinin cezalandırılmasını onar.
3. KAVGADA “HADİ VUR” DEMEK RIZA SAYILIR MI?
Günlük hayatta en çok “Hadi vur, şikayetçi olmayacağım” cümlesi duyulur. Peki Yargıtay buna ne diyor?
Yargıtay’ın Yerleşik Görüşü: Yargıtay kararlarında istikrarlı bir şekilde; kavga ortamında sarf edilen “erkeksen vur”, “sıkıyorsa vur” gibi sözlerin hukuken geçerli bir rıza açıklaması olmadığını belirtir. Yüksek Mahkeme’ye göre, vücut bütünlüğü kişinin o anki öfkesiyle vazgeçebileceği basit bir hak değildir. Bu nedenle kavga sırasında karşı taraf sizi buna teşvik etse bile, yaralama eylemini gerçekleştirdiğinizde “rıza vardı” diyerek beraat edemezsiniz. Ancak Yargıtay, bu durumu sanık lehine “Haksız Tahrik” (TCK 29) olarak değerlendirip cezada indirim yapılmasını kabul etmektedir.
4. SPORDA ŞİDDET VE OYUN KURALLARI
Spor sahalarındaki yaralanmaların “Kasten Yaralama” sayılıp sayılmayacağı konusunda Yargıtay’ın kriteri **”Oyun Kuralları”**dır.
Yargıtay’ın Yerleşik Görüşü: Spor müsabakalarında (futbol, boks, güreş vb.) meydana gelen yaralanmalarda Yargıtay şu ayrımı yapar:
Eğer hareket, oyun kuralları sınırları içindeyse veya oyunun doğasında var olan sertlikteyse (Örn: İkili mücadelede ayak kırılması), bu durumu TCK 26 kapsamında “Hakkın Kullanılması” ve “Rıza” olarak değerlendirir ve ceza vermez.
Ancak hareket, oyunla ilgisi olmayan, tamamen rakibi sakatlamaya yönelik, kasti ve kural dışı bir hareketse (Örn: Maç durmuşken rakibe yumruk atmak), Yargıtay burada rıza korumasını kaldırır ve sanığın “Kasten Yaralama”dan cezalandırılması gerektiğine hükmeder.
VI. USUL HUKUKU BOYUTU: RIZAYI MAHKEMEDE NASIL İSPATLARIZ?
Ceza yargılamasında “haklı olmak” yetmez, “haklılığını ispatlamak” gerekir. TCK 26 kapsamındaki “Hakkın Kullanılması” veya “İlgilinin Rızası” savunması, basit bir iddia değildir; mahkemenin gidişatını beraate çevirebilecek en güçlü silahtır. Ancak bu silahı doğru kullanmak, ciddi bir Ağır Ceza Avukatı tecrübesi gerektirir.
Peki, rızanın varlığını bir mahkeme heyetine nasıl kanıtlarız? İspat yükü kimdedir? Hangi deliller bizi ipten alır?
A. İspat Yükü Kimdedir? (Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi)
Ceza hukukunun evrensel kuralı gereği, iddia eden (Savcılık) iddiasını ispatlamakla yükümlüdür. Ancak pratikte işleyiş biraz farklıdır. Eğer biz savunma makamı olarak “Müvekkilim bu eylemi yaptı ama karşı tarafın rızası vardı” diyorsak, bu bir “ikrar” (kabullenme) içerir. Bu noktada rızanın varlığına dair en azından bir “şüphe” oluşturmak savunmanın görevidir.
Eğer biz mahkemede rızanın varlığına dair makul şüpheler oluşturabilirsek, “Şüpheden Sanık Yararlanır” (In Dubio Pro Reo) ilkesi gereği hakimin beraat kararı vermesi gerekir.
B. “Rıza” Savunmasında En Kritik Delil Türleri
Bir Ağır Ceza Avukatı olarak girdiğim dosyalarda, sözlü beyanlardan ziyade maddi delillere odaklanırım. Çünkü “Söz uçar, delil kalır.”
1. Dijital Deliller (WhatsApp, SMS, Sosyal Medya)
Günümüzde rıza tartışmalarının %90’ı dijital dünyada çözülüyor.
Cinsel Suçlarda: Olay öncesi ve sonrası taraflar arasındaki mesajlaşmaların tonu, samimiyeti, rızanın varlığını ispatta hayati önem taşır. Olaydan sonra mağdurun “Harika bir geceydi” gibi bir mesaj atması, rızanın en güçlü karinesidir.
Tehdit/Hakaret Davalarında: “İstediğini yazabilirsin” şeklindeki mesajlar, rıza savunmasının temelidir.
Uyarı: Bu delillerin hukuka uygun elde edilmiş olması gerekir. Casus yazılımla veya şifre kırılarak elde edilen mesajlar mahkemede lehe delil olarak kullanılamaz, aksine başınızı yakabilir.
2. Tanık Beyanları
Özellikle yazılı belgenin olmadığı kavga, hakaret veya konut dokunulmazlığını ihlal gibi suçlarda tanıklar “gözümüzdür”.
Olay anında orada bulunanların, mağdurun “Gel içeri” dediğini veya “Vur bana” dediğini duyması, mahkeme heyetinin kanaatini doğrudan etkiler.
3. Kamera Kayıtları (MOBESE ve Güvenlik Kamerası)
Vücut dili yalan söylemez. Mağdurun olay anındaki rahat tavırları, sanıkla samimi şekilde yürümesi veya kapıyı kendi rızasıyla açması; zorlamanın olmadığının en büyük kanıtıdır. Bir Ağır Ceza Avukatı olarak dosyaya ilk giren kamera kayıtlarını saniye saniye analiz ederiz.
4. Adli Tıp Raporları
Rızanın sınırının aşılıp aşılmadığını (Örn: Sadomazoşist ilişkide veya kavgada) Adli Tıp raporu belirler. Vücuttaki ekimozların (morlukların) oluş şekli, zorlama mı yoksa karşılıklı rızaya dayalı bir eylem mi olduğunu fısıldar.
C. Savunma Stratejisi: Soruşturma Aşamasının Önemi
Müvekkillerime hep şunu söylerim: “En iyi dava, hiç açılmamış davadır.” TCK 26 savunmasını mahkemeye saklamak yerine, daha Savcılık (soruşturma) aşamasında sunmak en doğrusudur.
Eğer savcıyı, mağdurun rızası olduğuna ve eylemin hukuka uygun olduğuna ikna edebilirsek; KYOK (Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar) yani Takipsizlik kararı alırız. Böylece müvekkil mahkeme kapılarında sürünmez, sicili kirlenmez.
D. Avukat Dilekçesinde “Sihirli” Kelimeler
Savunma dilekçesi yazarken sadece “Rızası vardı” demek yetmez. Bir Ağır Ceza Avukatı dilekçesinde şu hukuki argümanları ilmek ilmek işlemelidir:
Maddi Vakıa: Rızanın ne zaman, nerede ve nasıl açıklandığı.
Ehliyet: Mağdurun akıl sağlığının yerinde olduğu ve iradesinin sakatlanmadığı.
Hukuka Uygunluk: Eylemin TCK 26/2 kapsamında “mutlak tasarruf edilebilir bir hakka” ilişkin olduğu.
İspat: Ekte sunulan mesaj kayıtları, tanık listesi ve kamera görüntüleri.
Unutmayın; hakimler dosyanın tamamını okumayabilir ama iyi yazılmış bir savunma dilekçesinin “Sonuç ve Talep” kısmını mutlaka okur.
VII. SIKÇA SORULAN SORULAR (SSS) VE SONUÇ
Türk Ceza Kanunu’nun 26. maddesi üzerine hazırladığımız bu dev rehberin son bölümünde, Google’da en çok aratılan, müvekkillerimizin danışmanlık sırasında sıkça sorduğu o can alıcı soruları, kısa ve net cevaplarla derledim.
Aklınızdaki soru işaretlerini giderecek “Hap Bilgiler” burada.
Soru 1: Rızamı istediğim zaman geri alabilir miyim?
Cevap: Evet. Rıza, eylem gerçekleşene kadar her an geri alınabilir. Örneğin; diş hekimi koltuğuna oturdunuz (rıza gösterdiniz), ancak doktor iğneyi yaparken korktunuz ve “Vazgeçtim, yapma” dediniz. Doktor o anda durmak zorundadır. Durmazsa rıza kalkmış sayılır ve eylem suç olur. Ancak eylem tamamlandıktan sonra (örneğin saç kesildikten sonra) “Rızamı geri alıyorum” demek, geçmişteki hukuka uygunluğu bozmaz.
Soru 2: Sözlü rıza yeterli mi, yoksa illa yazılı mı olmalı?
Cevap: Hukuken sözlü rıza da (tıbbi riskli işlemler hariç) geçerlidir. TCK, rızanın mutlaka yazılı olmasını şart koşmaz. Ancak bir Ağır Ceza Avukatı olarak uyarım şudur: Sözlü rızayı mahkemede ispatlamak çok zordur. Karşı taraf “Ben öyle bir şey demedim” dediğinde, elinizde tanık veya kamera kaydı yoksa başınız ağrıyabilir.
Soru 3: Sarhoşken verdiğim söz veya rıza geçerli midir?
Cevap: Hayır, kesinlikle değildir. Rızanın geçerli olabilmesi için kişinin “ayırt etme gücüne” sahip olması gerekir. Alkol veya uyuşturucu etkisi altında bilinci bulanıklaşmış bir kişinin “Arabamı al”, “Beni döv”, “Evime gir” demesinin hukuki bir değeri yoktur. Bu durumdaki kişiye karşı işlenen fiiller suç teşkil eder.
Soru 4: 18 yaşından küçüğüm, dövme yaptırmak istiyorum. Ailemin izni olmadan rıza göstersem suç olur mu?
Cevap: Dövme (tattoo) vücut bütünlüğüne yapılan kalıcı bir müdahaledir. 18 yaşından küçüklerde veli (anne-baba) rızası şarttır. Çocuğun tek başına rıza göstermesi, dövmeciyi kurtarmaz. Aile şikayetçi olursa dövmeci “Kasten Yaralama” suçundan yargılanabilir.
Soru 5: “Özel hayatın gizliliği” konusunda rıza nasıl işler?
Cevap: Bir kişinin fotoğrafını çekmek veya sesini kaydetmek suçtur. Ancak kişi “Çekebilirsin” derse veya kameraya bakıp poz verirse rıza var sayılır. Fakat dikkat: “Fotoğrafımı çekebilirsin” demek, “Bunu Instagram’da herkese açık paylaşabilirsin” demek değildir. Paylaşım için ayrıca rıza gerekir.
SONUÇ VE DEĞERLENDİRME: NEDEN PROFESYONEL DESTEK ŞART?
Değerli okurlar,
Bu uzun yazı dizisinde (Bölüm 1-7) detaylarıyla incelediğimiz üzere; TCK Madde 26 (Hakkın Kullanılması ve İlgilinin Rızası), ceza hukukunun en güçlü savunma araçlarından biridir. Doğru kullanıldığında, “suçlu” sandalyesine oturtulan bir kişiyi beraat ettirebilir. Yanlış yorumlandığında ise “Rızası vardı sandım” diyerek cezaevine girmenize neden olabilir.
Hukuk, matematikten farklıdır; her olay kendi içinde özeldir. Bir kavgada söylenen söz, bir ameliyatta atılan imza veya bir mesajlaşma, davanın tüm seyrini değiştirebilir. Özellikle Ağır Ceza Mahkemeleri’nin görev alanına giren suçlarda (Yaralama, Cinsel Suçlar, Öldürme vb.), rıza kavramının sınırlarını Yargıtay içtihatlarına göre çizmek hayati önem taşır.
Eğer siz de;
Hakkınızda açılan bir soruşturmada “Hakkımı kullandım” veya “Karşı tarafın rızası vardı” savunması yapmak istiyorsanız,
Veya tam tersi, rızanız dışında bir eyleme maruz kaldıysanız ve sanık “Yalan söylüyor, kendi istedi” diyerek işin içinden sıyrılmaya çalışıyorsa;
Konunun uzmanı bir Ağır Ceza Avukatı ile çalışmak, özgürlüğünüzün teminatıdır. Unutmayın, adalet kendiliğinden tecelli etmez; onu doğru argümanlarla ve sağlam delillerle sizin talep etmeniz gerekir.
Hukuki sürecinizde hata yapmamak ve hak kaybına uğramamak için Mutalaa.org üzerinden veya doğrudan ofisimizle iletişime geçebilirsiniz.
Adaletli günler dilerim.
Avukat Yakup YIKILMAZ

Avukat Yakup Yıkılmaz, ceza, aile, icra, miras, iş ve gayrimenkul hukuku alanlarında bireysel ve kurumsal müvekkillere hukuki danışmanlık sağlayan bir avukattır.Mütalaa.org üzerinden vatandaşların günlük hayatta en çok karşılaştığı hukuki sorunları anlaşılır bir dille açıklamayı, karmaşık süreçleri sadeleştirerek herkes için erişilebilir hale getirmeyi amaçlar.Her dosyanın kendine özgü dinamikleri olduğuna inanır ve müvekkillerine kişiye özel hukuki yol haritası sunmayı prensip edinir.Dosyanızla ilgili profesyonel destek almak için iletişim kanallarından kendisine ulaşabilirsiniz.
