Taksir
Madde 22- (1) Taksirle işlenen fiiller, kanunun açıkça belirttiği hallerde cezalandırılır.
(2) Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.
(3) Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.
(4) Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir.
(5) Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkes kendi kusurundan dolayı sorumlu olur. Her failin cezası kusuruna göre ayrı ayrı belirlenir.
(6) Taksirli hareket sonucu neden olunan netice, münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu bakımından, artık bir cezanın hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağdur olmasına yol açmışsa ceza verilmez; bilinçli taksir halinde verilecek ceza yarıdan altıda bire kadar indirilebilir.
MADDE GEREKÇESİ
Madde 22- Madde metninde taksire ilişkin hükümlere yer verilmiştir.
Suçlar, kural olarak kasten işlenirler. Ancak, istisnaen taksirle işlenen belli fiiller de kanunlarda suç olarak tanımlanmaktadır.
Taksirli suçların belirgin özelliği, icrai veya ihmali şekilde olabilen iradi hareketin varlığı ve kanunî tanımda yer alan unsurlardan birinin öngörülmemiş olmasıdır. Fakat bu öngörmemenin, “gerekli dikkat ve özen” yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla ortaya çıkması gerekir. Çünkü, gerekli dikkat ve özen gösterilmediği için kanunda tanımlanmış olan neticenin gerçekleşeceği öngörülmemiştir.
Bu dikkat ve özen yükümlülüğünün belirlenmesinde, failin kişisel yetenekleri göz önünde bulundurulmaksızın, objektif esastan hareket edilir. Nitekim toplum hâlinde yaşamanın güvenli bir biçimde sürdürülebilmesi için, çeşitli alanlarda kişilerin dikkat ve özenli davranmalarıyla ilgili kurallar konmaktadır. İnşaat faaliyeti, sağlık hizmetlerinin yürütülmesi ve trafik düzeniyle ilgili kurallar, dikkat ve özen yükümlülüğüne örnek olarak gösterilebilir.
Taksirli suçlarda fail, kendi yetenekleri, algılama gücü, tecrübeleri, bilgi düzeyi ve içinde bulunduğu koşullar altında, objektif olarak var olan dikkat, özen yükümlülüğünü öngörebilecek ve yerine getirebilecek durumda olmalıdır. Bütün bu yeteneklere sahip olmasına rağmen bu yükümlülüğe aykırı davranan kişi, suç tanımında belirlenen neticenin gerçekleşmesine neden olması durumunda, taksirli suçtan dolayı kusurlu sayılarak sorumlu tutulacaktır.
Taksirle işlenen suçlardan dolayı kusurluluk, bir değerlendirmeyle ancak olay hâkimi tarafından yapılabilir. Bu nedenle, taksirden dolayı kusurluluğun matematiksel olarak ifadesi mümkün değildir. Ancak, normatif değerlendirmeyle hâkim tarafından belirlenen kusurluluk göz önünde bulundurulmak suretiyle, suçun cezasında belli bir oranda indirim yapılabilir.
Taksir dolayısıyla kusurun belirlenmesi normatif bir değerlendirmeyle mümkün olmakla birlikte, somut olayda dikkat ve özen yükümlülüğünün ihlâl edilip edilmediğinin belirlenmesi açısından bilirkişi incelemesi yaptırılabilir. Örneğin ölümle sonuçlanan bir ameliyat sırasında hastaya yapılan tıbbi müdahalenin tekniğine uygun olarak yapılmış olup olmadığının belirlenmesi açısından bilirkişi incelemesine gerek bulunduğu muhakkaktır. Keza, ölüm veya yaralanma ile sonuçlanan bir trafik kazasında, sürücülerin trafik kurallarına uyup uymadıklarının, hangi trafik kuralının ne suretle ihlâl edildiğinin, trafiğe çıkarılan aracın teknik bakımdan herhangi bir arızasının olup olmadığının belirlenmesi açısından da bilirkişi incelemesi yapılabilir. Ancak, bu durumlarda, bilirkişinin yapacağı inceleme, işin tekniği ile sınırlı olmalıdır. Bunun dışında, bilirkişi tarafından münhasıran hâkimin yetkisinde bulunan kusurluluk konusunda herhangi bir değerlendirme yapılmamalıdır. Aksi yöndeki tutum, bilirkişilik görevinin sınırını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade eder.
Hâkim, bu teknik veriler çerçevesinde somut olayda failin kusurlu olup olmadığını takdir edecektir. Failin kusurlu bulunması durumunda, kusurun ağırlığı ve diğer sebepleri de göz önünde bulundurmak suretiyle suçun kanuni tanımındaki cezanın alt ve üst sınırı arasında bir cezaya hükmedecektir.
Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda herkes kendi kusuru göz önünde bulundurulmak suretiyle sorumlu tutulur. Taksirli suçun kanuni tanımında belirlenen netice birden fazla kişinin karşılıklı olarak işledikleri taksirli fiiller sonucunda gerçekleşmiş olabilir. Örneğin bir trafik kazasında sürücü ile yaya veya her iki sürücü de taksirle hareket etmiş olabilir. Bu gibi durumlarda neticenin oluşumu açısından her kişinin taksirli fiili dolayısıyla kusurluluğu bir diğerinden bağımsız olarak belirlenmelidir.
Aynı şekilde birden fazla kişinin katılımıyla gerçekleştirilen bir ameliyatın ölüm veya sakatlıkla sonuçlanması durumunda, ameliyata katılan kişiler müştereken hareket etmektedirler. Ancak tıbbın gereklerine aykırılık dolayısıyla ölüm veya sakatlıkla sonuçlanan bu ameliyatta işlenen taksirli suçun işlenişi açısından suça iştirak kuralları uygulanamaz. Kanunun suça iştirake ilişkin hükümleri, kasten işlenen suçlarda suçun işlenişine iştirak eden kişilerin sorumluluk statülerini belirlemektedir. Birden fazla kişinin katılımıyla yapılan ameliyat sırasında meydana gelen ölüm veya sakatlık neticeleri bakımından her bir kişinin sorumluluğu kendi kusuru göz önünde bulundurulmak suretiyle belirlenmelidir. Bu tespitte diğer kişilerin kusurlu olup olmadığı hususu dikkate alınamaz.
Maddenin üçüncü fıkrasında, bilinçli taksirin tanımı verilmiştir. Bilinçli taksiri basit taksirden ayıran özellik, fiilin neticesinin failce fiilen öngörülmüş ve fakat istenmemiş olmasıdır. Bilinçli taksir hâlinde hükmedilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılacaktır. Böylece bilinçli taksir, iş kazalarını, trafikte meydana gelen taksirli suçları önlemek bakımından caydırıcı etki yapacak ve suçların önlenmesinde yarar sağlayacaktır.
Örneğin ülkemizde özellikle kırsal bölgelerde rastlandığı üzere, taksirli suçlarda failin meydana gelen netice itibarıyla bizzat kendisinin ve aile bireylerinin ağır derecede mağduriyete uğradıkları görülmektedir. Söz gelimi, köylü kadınların gündelik uğraşları ve hayat zorlukları itibarıyla, sayısı çok kere üç dörtten fazlasına varan küçük çocuklarına gerekli dikkati ve itinayı gösterememeleri sonucu, çocukların yaralandıkları veya öldükleri görülmektedir. Aynı şekilde meydana gelen trafik kazalarında da benzer olaylara rastlanmaktadır. Bu gibi hâllerde ananın taksirli suçtan dolayı kovuşturmaya uğraması ve cezaya mahkûm edilmesi, esasen suçtan dolayı evladını kaybetmesi sonucu uğradığı ızdırabı şiddetlendirmekle kalmamakta, ayrıca, ailenin tümüyle ağır derecede mağduriyete düşmesine neden olmaktadır.
Söz konusu fıkraya göre, hâkim suçlunun durumunu takdir ile ceza vermeyebilecektir. Elbette ki hâkim bu husustaki takdirini kullanırken suçlunun ekonomik durumunu, aile yükümlerini, söz gelimi diğer çocukların bakımını göz önünde bulunduracak, ona göre hüküm kuracaktır. Ancak, dikkat edilmelidir ki, bu fıkranın uygulanabilmesi için fiilden dolayı münhasıran failin kişisel ve ailevî durumu itibarıyla zararlı netice meydana gelmiş bulunmalıdır; böyle bir netice ile birlikte söz konusu durumlara ilişkin bulunmayan başka bir netice de meydana gelmişse fıkra uygulanmayacaktır. Fıkrada yazılı suç bilinçli taksir hâlinde işlenirse ceza yarıdan üçte birine kadar indirilebilir.
AVUKAT YAKUP YIKILMAZ’IN NOTU
Table of Contents
Toggle1. Taksir Nedir? Ceza Hukukunda Dikkat ve Özen Yükümlülüğünün Anlamı
Ceza hukukunda suçlar kural olarak kasten işlenir. Ancak kanun koyucu, bazı fiillerin kasten değil, taksirle işlenmesi hâlinde de cezalandırılmasını öngörmüştür. Türk Ceza Kanunu’nun 22. maddesi, taksiri; dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık nedeniyle, bir davranışın suçun kanuni tanımında yer alan neticesinin öngörülmeden gerçekleştirilmesi olarak tanımlamaktadır. Bu tanım, taksirin temelini oluşturan iki unsuru açıkça ortaya koyar: iradi bir davranış ve bu davranışa eşlik eden dikkat ve özen eksikliği.
Taksirli suçlarda fail, neticeyi istemez ve çoğu zaman neticenin meydana geleceğini de öngörmez. Ancak bu öngörmeme durumu, sıradan bir bilgisizlikten değil; toplum içinde yaşamanın gerektirdiği objektif dikkat ve özen yükümlülüğünün ihlalinden kaynaklanır. Kanun koyucu, bireylerden belirli alanlarda özenli davranmalarını bekler. Trafik kuralları, tıbbi müdahalelere ilişkin standartlar, inşaat ve iş güvenliği kuralları bu yükümlülüğün somut örnekleridir.
Madde gerekçesinde de vurgulandığı üzere, dikkat ve özen yükümlülüğünün belirlenmesinde failin kişisel yetenekleri esas alınmaz. Ölçüt, sübjektif değil objektiftir. Yani “ben bu sonucu öngöremezdim” savunması, tek başına taksiri ortadan kaldırmaz. Failin, içinde bulunduğu koşullar altında, makul ve dikkatli bir kişinin göstermesi gereken özeni gösterip göstermediği esas alınır. Bu yönüyle taksir, toplumsal güvenliğin korunmasına hizmet eden bir sorumluluk türüdür.
2. Taksirle İşlenen Suçlarda Kusur Nasıl Belirlenir?
Taksirli suçlarda cezanın belirlenmesinde en önemli kriter, failin kusurudur. Türk Ceza Kanunu, taksirle işlenen suçlardan dolayı verilecek cezanın, failin kusuruna göre belirleneceğini açıkça hüküm altına almıştır. Kusur, failin dikkat ve özen yükümlülüğünü ne ölçüde ihlal ettiğinin normatif bir değerlendirmesidir ve bu değerlendirme, matematiksel bir hesapla değil, olay hâkimi tarafından yapılır.
Bu noktada bilirkişi incelemesi ile hâkimin takdir yetkisi arasındaki sınır önem kazanır. Teknik bilgi gerektiren konularda, örneğin bir ameliyatın tıbbi kurallara uygun yapılıp yapılmadığı veya bir trafik kazasında hangi kuralın ihlal edildiği hususunda bilirkişi raporu alınabilir. Ancak bilirkişinin görevi, yalnızca teknik verileri ortaya koymakla sınırlıdır. Failin kusurlu olup olmadığına ve kusurun ağırlığına karar verme yetkisi münhasıran hâkime aittir.
Taksirli suçlarda kusurun belirlenmesi, her somut olayın kendi koşulları içinde yapılır. Aynı netice, farklı olaylarda farklı kusur derecelerine dayanabilir. Bu nedenle, taksirli suçlarda ceza adaletinin sağlanabilmesi için, failin davranışı ile ortaya çıkan netice arasındaki bağın dikkatle değerlendirilmesi gerekir. Kusurun nasıl belirlendiği ve hangi ölçütlerin esas alındığı, uygulamada sıkça tartışılan bir konudur ve ayrıca ayrıntılı incelemeyi gerektirir.
3. Bilinçli Taksir Nedir? Basit Taksirden Farkı Nerede Başlar?
Türk Ceza Kanunu’nun 22. maddesinin üçüncü fıkrasında, bilinçli taksir özel olarak düzenlenmiştir. Bilinçli taksirde fail, neticenin meydana gelebileceğini öngörür, ancak bu sonucu istemez. Buna rağmen fiili işlemeye devam eder. Bu yönüyle bilinçli taksir, basit taksirden daha ağır bir kusur hâlini ifade eder.
Basit taksirde fail, neticeyi ne ister ne de öngörür; dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışı nedeniyle netice meydana gelir. Bilinçli taksirde ise fail, tehlikeyi fark etmesine rağmen, “bir şey olmaz” düşüncesiyle hareket eder. Bu nedenle kanun koyucu, bilinçli taksir hâlinde verilecek cezanın üçte birden yarısına kadar artırılmasını öngörmüştür. Amaç, özellikle trafik ve iş kazaları gibi alanlarda caydırıcılığı artırmaktır.
Uygulamada bilinçli taksir ile olası kast arasındaki sınır sıkça karıştırılmaktadır. Bilinçli taksirde fail, neticenin gerçekleşmeyeceğine dair bir güven içindedir. Olası kastta ise fail, neticenin gerçekleşmesini kabullenmiştir. Bu ayrım, ceza sorumluluğu bakımından son derece önemlidir ve yanlış nitelendirme, çok ağır sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle her olayda failin neticeye yönelik iç tutumu dikkatle değerlendirilmelidir.
4. Birden Fazla Kişinin Taksirle Hareket Etmesi ve Ceza Verilmemesi Hâli
Taksirli suçlarda, birden fazla kişinin kusurlu davranışı neticenin meydana gelmesine yol açmış olabilir. Türk Ceza Kanunu, bu gibi durumlarda herkesin kendi kusurundan sorumlu olacağını açıkça düzenlemiştir. Suça iştirak hükümleri, taksirli suçlarda uygulanmaz. Çünkü iştirak kuralları, kasten işlenen suçlara özgüdür. Taksirli suçlarda her failin sorumluluğu, diğerlerinden bağımsız olarak belirlenir.
Bu durum, özellikle trafik kazaları ve tıbbi müdahaleler bakımından önemlidir. Bir kazada hem sürücü hem yaya kusurlu olabilir; bir ameliyatta birden fazla sağlık çalışanı görev almış olabilir. Bu hâllerde, her bir kişinin kusuru ayrı ayrı değerlendirilir ve ceza buna göre belirlenir. Başkasının kusuru, failin sorumluluğunu otomatik olarak ortadan kaldırmaz ya da artırmaz.
Maddenin altıncı fıkrasında ise, ceza hukukunda istisnai ve insani bir düzenlemeye yer verilmiştir. Taksirli hareket sonucu meydana gelen netice, münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu bakımından, artık ceza verilmesini gereksiz kılacak derecede ağır bir mağduriyet yaratmışsa, hâkim ceza vermeyebilir. Özellikle failin kendi çocuğunu kaybettiği veya ailesinin telafisi mümkün olmayan bir yıkıma uğradığı hâllerde bu düzenleme önem kazanmaktadır.
Bilinçli taksir hâlinde ise bu durum, cezasızlık değil; cezada indirim sebebi olarak düzenlenmiştir. Hâkim, somut olayın özelliklerini dikkate alarak cezada yarıdan altıda bire kadar indirim yapabilir. Bu düzenleme, ceza hukukunun yalnızca cezalandırmayı değil, adaleti ve ölçülülüğü de esas aldığını göstermektedir.
Sonuç
Taksir, ceza hukukunda kasttan farklı olarak, failin neticeyi istemediği ancak dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışı nedeniyle suçun meydana geldiği hâlleri ifade eder. Türk Ceza Kanunu’nun 22. maddesi, taksiri; kusur, bilinçli taksir, çok failli durumlar ve cezasızlık hâlleriyle birlikte bütüncül bir şekilde düzenlemiştir. Taksirli suçlarda ceza sorumluluğu, her zaman failin kendi kusuru üzerinden değerlendirilir.
Bu nedenle taksir, yalnızca “dalgınlık” veya “talihsizlik” olarak görülemez. Toplum düzenini ve güvenliği ilgilendiren alanlarda, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışlar ciddi cezai sonuçlar doğurabilir. Ancak kanun koyucu, bu sonuçları belirlerken ölçülülüğü ve insanî yönü de göz ardı etmemiştir. Taksir hükümleri, bu dengeyi sağlamaya yönelik temel ceza hukuku düzenlemelerinden biridir.

Avukat Yakup Yıkılmaz, ceza, aile, icra, miras, iş ve gayrimenkul hukuku alanlarında bireysel ve kurumsal müvekkillere hukuki danışmanlık sağlayan bir avukattır.Mütalaa.org üzerinden vatandaşların günlük hayatta en çok karşılaştığı hukuki sorunları anlaşılır bir dille açıklamayı, karmaşık süreçleri sadeleştirerek herkes için erişilebilir hale getirmeyi amaçlar.Her dosyanın kendine özgü dinamikleri olduğuna inanır ve müvekkillerine kişiye özel hukuki yol haritası sunmayı prensip edinir.Dosyanızla ilgili profesyonel destek almak için iletişim kanallarından kendisine ulaşabilirsiniz.
